Beni tanıyanlar bilir. Çok fazla televizyon izlemem. Ama çok fazla dizi izlerim. Türkiye’de yayınlanmaya ya da nomal serisinin gerisinde olan dizileri internet üzerinden takip ederim. Hatta en büyük kış sporum da budur diyebilirim. Uzun zaman sonra ilk defa Behzat Ç. ile başlayan bir Türk dizisi izleme faslına başlamıştım. Hemen hemen kendisinin bitişine denk gelen Üsküdar’a Giderken de kişisel kış olimpiyatlarımın vakti gelene kadar oluşan boşluğu doldurmaktan çok daha fazlasını yapmıştı. Dün ise reyting Türk televizyon kanallarından birinin son reyting kurbanı oldu ve final bölümü ile yayından kaldırıldı. Şimdi ise onun boşluğunu neyin dolduracağı konusunda derin düşünceler sahibiyim…

Türkiye’de bir reyting gerçeği var. Reytingin ne kadar yüksek ise, o kadar fazla reklam alırsın, ne kadar fazla reklam talebin olursa reklam dakika ücretin de o kadar yüksek olur. Bu sadece televizyon kanalları için de geçerli değil. En yakın örneği canımız panpişimiz Hilal Cebeci. İnsanların dizilerde aradığı duygusallık, aşk ve entrikadan farklı olarak, Türk insanına internette aradığı erotizmi vererek reytinglerini öyle bir seviyeye çıkarttı ki, daha dün unutulmaya yüz tutmuş ikinci sınıf bir sanatçıyken, bugün o cömertce sergilediği memeler ile bir iç giyim firması il anlaştı bile. Muhtemelen bizi alakdar etmeyen hatrı sayılır bir reklam ücreti de vardır işin içinde. Televizyon ve dizi sektöründe ise olay bambaşka. Çünkü ölçümlenebilir olmayan ve zümre saltanatında olan bir sektör. “Reytin Ölçümleme Cihazı” denen, belki de bugünlerdeki şike skandalından bile daha gerçekçi şikelerin döndüğü ve hala kimde ve nasıl kullanıldığına dair bir çok kişinin fikri olmayan bir alet bütün her şeyi belirleyen. Yani ben ve benim gibi 1 milyon kişi evimde 24 saat belli bir kanalı izlesem de, hiçbirimizde bu cihaz olmadığı için o ölçümleme kaale alınmıyor ve bu cihaza sahip olan kişilerin izledikleri ölçümlenmiş değer olarak kabul edilerek resmi sonuç olarak yayınlanıyor. Mantık mı? O ne ki?

Dün yayından Üsküdar’a Giderken kaldırıldı. Sebebi istenen reytinglere ulaşmamasıymış. Hadi bir düşünelim. Pazar gecesi 23’de yayınlanan bir dizi. Pazartesi haftanın ilk günü. Bu reyting düşüklüğünde yayın saati ve politikasının ne kadar etkisi olabilir? Peki bir de değişik bir açıdan bakalım. Bu dizi AB grubunda 3. olup, TOTAL’de nasıl 30. olabiliyor? Acaba bu, o çok muhteşem reyting cihazlarının nasıl insanlara dağıtıldığının bir kanıtı olabilir mi? Salak mısınız oğlum siz? Hadi o reyting cihazların baz alabilcek kadar zeka yoksunu insanlarsınız, kabul. Ama hiç mi internet kullanmıyorsunuz? Bugüne bugün Türkiye’de geri dönüş almanın en kolay yolu internet. Forumlar, sosyal mecralar ve sözlükler. Biraz buraları araştırsanız belki o reyting bilgilerinin saçmalığı konusunda fikir sahibi olmak mümkün olabilirdi. Ama yok, kolay olanı seçip yayından kaldırma stratejisini uyguladılar. Hem de terbiyesiz gibi bu final bölümü esnasında Akasya Durağı ve Kavak Yelleri diye iki tane ne olduğu belirsiz, kalite ile uzaktan yakından alakası olmayan, sadece reyting saltanatının sahibi grup tarafından izlendiği için yayında kalan dizilerin reklamlarını yaparak. Burada Arka Sokaklar, Akasya Durağı ve Kavak Yelleri adlı, “Nasıl Dizi Çekilmez – 101” dersine konu olacak facialara sahip olan Kanal D’nin, belki elindeki en kaliteli ve en IQ’su yüksek dizisini yayından kaldırdığını söylemek de yanlış olmaz. Aynı karaktersizliği -çekinmeden bunun KARAKTERSİZLİK olduğunu söyleyebiliyorum- Star TV de Behzat Ç. için yapıyordu ki seyirci potansiyeli görüldüğü an vazgeçildi. Ha şu an Behzat Ç. yeni bir kanala transfer oluyor o ayrı. Sonuçta iptal edebilirdi, ama etmedi. Burada seyirciye gösterilen saygı, Kanal D’nin seyirciye olan saygısızlığı yanında takdir bile edilebilir.

Bir de olayın başka bir boyutu var : PARA. Geçen günlerde yapılan bir açıklamaya göre Johnny Depp yılda 50 milyon dolar kazanıyormuş. Adam Johnny Depp, ama bir Acun değil. Çünkü Acun 150 milyon dolar kazanıyor yılda. Düşünsene, Acun. Yaptığı işlerin bir kısmını, yükselişini falan takdir edebilirim; kazandığı para konusunda ise yorum yapmam. Sonuçta kendimi çenesi yorulan züğürt olarak tanıtmak istemem. Fakat eğer “ben yapımcıyım” diye geçinip, bu kadar büyük paralar ile oynuyorsan, 4 köşeli haber-magazin sitesi yapmak yerine gerçekten yaratıcı ve hizmet olabilecek bir fikir ile ortaya çıkıp online bir kanal yaparsın, bu dizileri alır internet üzerinden yayınlatırsın. Bölüm başına 1 TL alırsın, adil bir üyelik sistemi yaparsın, reklamını yaparsın; insanlar izler. İzlemekle de kalmaz, seni takdir eder. “Kimse yayınlamazken bu adam bu diziyi aldı, yayınladı kendi platformundan” der, sempati duyar. İşte o zaman yaratıcı olursun, büyük adam olursun, gerçek yapımcı olursun. Zira ülkenin her televizyon kanalında, her şeyin değerinin reklam ve dolayısı ile para ile ölçüldüğü dönemde reklamı ikinci plana atarak büyüklük gösterirsin. Ama diyorum ya, Türkiye’de her şey göstermelik. Büyüklük bile cüdan kalınlığı ve banka hesabın ile doğru orantılı. Yapacak bir şey yok.

Ben buradan bu diziyi yaratan ve karakterlere hayat veren herkese teşekkür ediyorum, Türkiye’de IQ seviyesi yüksek bir yapım ortaya çıkartılabileceğini gösterdikleri için. Gerçekten adeta bir Arrested Development’dı benim için Üsküdar’a Giderken. Hakkını alamadan bitti. Ama belki de onlar hatayı Üsküdar’a gitmekle yaptılar. Zira AB seyirci grubu daha çok Nişantaşı’ndaydı. Belki oraya gitseler daha çok şansları olabilirdi. Gerçi bu ülkede o bile kesin değil. Bu arada Akasya Durağı’nın yeni bölümü bu akşam 20:00’de Kanal D’de !