Silent cries and mighty echoes

Tarih 60’ların sonu, 70’lerin başı olup da müzik genre’ı prograsif ve saykodelik oldu mu aslında akla ilk olarak Pink Floyd gelir. Olması gerektiği gibi. İşte aynı döneme denk gelen İngiltere – Almanya rekabetinde (Dünya Kupası’nda Almanya kazanmıştı) yine bu müzik genre’ında karşı karşıya gelen -ya da teğet geçen- iki müzik grubunda bu sefer bir İngiliz olan Pink Floyd kazanmış; akla ilk gelen olmuş; dişli Alman rakibi ise belirli bir kitle tarafından daha az bilinen bir grup olarak kalmak zorunda kalmıştı (kime göre/neye göre?). Bugünkü konuğum Pink Floyd’dan 4 yıl sonra 1971’de grup ile aynı ismi taşıyan albümlerini yayınlayan Eloy.

Müziğinde Pink Floyd ile benzerlikler taşımasının yanında, gelişim olarak da iki grup aslında birbirine çok paralel bir duruş sergilemekte. Örnek olarak Pink Floyd 1967’de kurulmasına rağmen Syd Barret’tan sonraki kimilerine göre asıl kadro -kimilerine göre ise yamalanmış bir Sigma 6- ile deneysellikten gerçek olgun soundlarına dönüşleri aslında Eloy’un en güçlü kadrosu ile gerçek soundlarını yakalamasına denk gelir (1971-1973 aralığı). Bu dönemlerde iki grubunda en iyi albümlerinden diyebileceğimiz eserler aslında yılı yılına aynı dönemlerde çıkmıştır;

Eloy – Eloy (1971) Pink Floyd – Meddle (+ 1972 yılında çıkan Obscured by Clouds)
Eloy – Inside (1973) Pink Floyd – Dark Side of the Moon

Daha sonraki dönemlerde de albümler, soundlar ve başarı açısından aslında büyük bir paralellik var. Hatta öyle ki grup üyelerinin kariyer planlamaları bile neredeyse eş zamanlı olarak gitmekte. Örnek vermek gerekirse aşağıda diskografi üzerinden ilerleyeceğim;

Pink Floyd 1975 yılında Wish You Were Here albümü ile ortalığı yıktı geçirdi. Kanımca yapılmış en iyi albümlerden bir tanesidir. Yine 1975 yılı Eloy için Power and the Passion albümü ile kariyerlerinin zirvesinden iki önceki durak oldu. Pink Floyd Wish You Were Here albümünden sonra iki yıl sessiz kalmayı tercih edip 1977 yılında -bence- en iyi albümleri ve kariyer tepe noktası olan Animals albümünü çıkartırken; Eloy 1976 yılına sığdırdığı -aslında iyi bile olan- Dawn albümünden sonra 1977 yılında kendi kariyer tepe noktaları olan Ocean albümünü çıkarttı. Bu albüm Eloy için o kadar büyük bir kariyer tepesiydi ki; 1998 yılında Ocean 2: The Answer albümü ile bir geri dönüş yapmaya bile çalıştılar (yapamadılar).

Bundan sonraki dönem iki grup için de biraz yükseliş ve büyük miktarda düşüş içerirken paralellikten ödün yine verilmiyor aslında. Tabi düşüş derken bir Pink Floyd ne kadar düşüş yaşayabilir sorusunu da buraya ekleyerek bir ikilem yaratmak istiyorum. 1979 yılı Pink Floyd için -özellikle Roger Waters- müzik sektöründe bambaşka kapılar açan The Wall albümü demekti. Zaten bundan 4 yıl sonra çıkan The Final Cut albümü de aslında The Wall’da kendine yer bulamayan şarkıların oluşturduğu bir devam albümü niteliğindeydi. Öyle ki; bu iki albüm de o kadar Roger Waters kokuyordu ki, The Final Cut’ta David Gilmour sadece bir şarkıda vokal yapmış (Not Now John), söyletiye göre Richard Wright albüm kayıtlarından sonra psikolojik tedavi görmek zorunda kalmış, Two Suns in the Sunset’teki davul rifflerinde Nick Mason’dan memnun olmayan Roger Waters, bu şarkıda onun yerine Andy Newmark çalmıştır. Zaten daha sonra Roger Waters ve Pink Floyd ayrı yollara gitmiş ve sonrası malum…

Eloy tarafında ise 1979 yılı Silent Cries & Mighty Echoes adlı albüme denk gelir. Eloy’un Power and the Passion ile biten ilk döneminin ardından 1979 yılı albümü de Eloy’un ikinci döneminin son albümüdür. Bu albümden sonra1979 yılında prograsif rock’ın punk karşısındaki düşüşünün de etkisi ile önce prograsif rock ölür; akabinde Eloy’u zirveye taşıyan ikinci dönemin efsane kadrosu dağılarak üçüncü dönemi başlatır (fakat bundan sonrası bizi çok da ilgilendirmiyor).

Pink Floyd, Roger Waters’ın ayrılmasından sonra iki adet daha stüdyo albümü çıkartmasına rağmen, Eloy bu konuda baya iddialı bir şekilde 1998’e kadar 10 albüm daha çıkartmış; 2009’da da Visionary adlı bir albüm daha çıkartmıştır. Bu arada tabi ki Pink Floyd’un efsane PULSE performasını da unutmamak lazım. Buna ek olarak Eloy’un efsane bir konser albümü (Eloy – Live) olmasına rağmen, tarihin en iyi konser albümü olan -ki bence Nick Mason’ın tek kişilik gösterisidir- Live at Pompeii bu albümü döver ve Pink Floyd’u olduğundan iki adım daha öne geçirir.

Eloy’u az daha detaylı tanımak isteyen ve dinlemek isteyenler için Wikipedia adresi ve Spotify listemin adresi kullanılabilir. Daha da nefis prograsif ve kraut gruplar aynı Spotify listesinde bulunabilir. Ama şimdi “here comes the master of creation” (1979 – Silent Cries and Mighty Echoes).