songs:ohia - the lioness (2000)

Bugün (16 Mart 2015) Songs:Ohia olarak müzik hayatına başlayan ve sonrasında The Magnolia Electric Co. adını alan, belki de müzik tarihinin en underrated albümlerinden birisine imza atmış olan grubun kurucusu ve solisti Jason Molina’nın ölümünün 2. yılı. Ben de onun anısına en azından kendilerinin -bence- en iyi albümü olan 2000 yılı çıkışlı Lioness üzerine bir şeyler yazmak istedim.

Lioness albümünü ilk defa 2001 yılında bir lise arkadaşım dinletmişti. Tigress ve Lioness şarkılarını dinlemiştik ve o ergen dönemin verdiği hüzünlü şarkı sempatisi/sert şarkı dinleyen karizmatik adam olma arzusu ile gizli gizli dinlediğimiz bunalım listelerimizin en önemli parçalarından haline getirmiştik. Yanılmıyoram 2009 yılının sonlarına doğru İstanbul’da bir konser için gelmişler, fakat duyurusu çok az yapıldığı için haberim olmamıştı ve gidememiştim. Hatta yanılmıyorsam konserden bir gün sonra Kadıköy’de Hera’da konserin fotokopi ile çoğaltılmış afişlerinden birini görmüştüm. Üzerinde;

The Magnolia Electric Co. (Songs: Ohia’dan Jason Molina’nın yeni grubu) – Konser Tarihi – Konser Mekanı

yazıyordu. Hani “o kadar dinlemiyor olabilirsiniz ki belki isimden çıkartırsınız” tadında bir duyuru stratejisine gitmişler. Malesef o strateji bana ulaşamadığından bu adamı ilk ve son kez dinleme fırsatını kaçırmış olmuştum.

Songs: Ohia -sonrasında The Magnolia Electric Co.- müzik hayatı boyunca çok fazla downtempo/alterantive rock sound’unda albüm çıkarttı. Fakat bunların bence en önemlisi 2000 yılında çıkardıkları Lioness albümü oldu. İskoçya’da -Glasgow- kaydedilen albüm 17 Ocak 2000 tarihinde Secretly Canadian piyasaya sürüldü. 40 dakikaya yakın bir uzunluğu ile aslında sürece kısa olan albüde tüm şarkılar Jason Molina tarafından yazılmış ve bestelenmişti. Albüm birbirinden mükemmel 9 şarkıdan oluşmakta olup, muhtemelen Unbelievable Truth’un Almost Here (1998) ile rock müzik tarihinin en udnerrated albümlerinden birisidir.

Albüm The Black Crow ile nispeten daha az bunalım ve tempolu bir şekilde başlasa da, daha ilk şarkının sonunda Jason Molina’nın “it’s fading…” nidaları ile aslında ne ile karşı karşıya olduğunuza dair ilk ipuçlarını vermeye başlar. Hemen akabinde gelen Tigress’ın ortalarındaki klavye/synth’in girdiği anda gardınız düşmeye başlar ve “it’s the air that catches you” ile başlayan kısımda kafaya kafaya vurmaya başlar. Tam şarkı bitti dediğiniz anda “And I believe every woman has made up her mind to win” sözleri “lan hakkaten aslında” dedirtir ve Nervous Bride ile sizi “Woman are dressed up and they’re up to no good” diye başlayan prograsif bir yolculuğa çıkartır. Hemen akabinde albümün en ağır parçalarından biri olan Being In Love yaklaşık 6 dakika boyunca hayatınızı sorgulattıktan hemen sonra albüme adını veren Lioness başlar. Abartmıyorum, kendi kategorisinde yapılmış en iyi şarkılardan bir tanesi olabilir bu şarkı. Gerek sözleri, gerek bestesi, gerekse Jason Molina’nın inanılmaz yorumu ile bu şarkı net olarak dinleyeni döver. 6 dakika 37 saniye süren bir dayak sahnesi düşünün. İşte bu şarkı, o dayak sahnesinde karşısında hiç şansınız olmayan rakibinizdir. Ağzınızı burnunuzu kıracağını bile bile çıkarsınız ya karşısına, işte bu şarkıyı dinlemek de öyledir. Dayağınızı yer ve bir sonraki şarkıya geçersiniz, ama çok da iyi olmaz. Çünkü hemen akabinde gelen şarkı hızlı ve neşeli görünüp bunalıma sürükleyen parçalar familyasından Coxcomb Red’dir. Zaten içinde “your hair is coxcomb red your eyes are viper black” sözleri geçen bir şarkının insana iyi gelmesi çok da mümkün gözükmemekte olsa gerek. Hemen akabinde gelen Back On Top ve Baby Take A Look, albümün diğer iki ağır parçası olarak son sözü giriş parçası olan The Black Crow’un devamı niteliğindeki yaklaşık 2 buçuk dakikalık Just A Spark’a bırakarak acımızı tekrar bize hatırlatarak albümü sonlandırır.

Şahsi fikrim olarak bu albüm rock müzik sevdiğini iddia eden herkesin arşivinde olması gereken yegane parçalardan birisidir. Albüm yazılım başında da yazdığım gibi Secretly Canadian tarafından 2000 yılında plak ve CD, muhtemelen 2010 sonrası bir yılda da tekrar plak olarak piyasaya sürüldü. 2000 yılında çıkan plakların temizini bulmak daha zor olsa da, 2010 sonrası çıkan albümleri bulmak daha rahat oluyor (benim koleksiyonumda da ikinci baskı plaklardan bir tanesi bulunmakta).

Albümü şarkı ve baskı bazında değil de bir bütün olarak ele aldığımızda, Jason Molina’nın inanılmaz güçlü, sert ve samimi olarak nitelendirilebilecek sözlerinin aslında albümü götürdüğünü görmek mümkün. Sade ve gösterişten uzak, ama bir o kadar da güçlü besteler ile bu samimi şarkı sözleri bir araya gelince ortaya çıkanın ise bu kadar etkileyici bir ürün olması ise kanımca gerçekten büyük bir başarıdır. Bence bu albüm liseli ergenin “kız arkadaşım beni arabası olan üniversiteli piç için terk etti” psikolojisinde dinleyeceği bir albüm olmaktan ziyade; hüzün nedir, nasıl yaşanır, nasıl hissedilir diye merak edildiğinde dinlenmesi gereken bir albümdür; zira bazen hüznü yaşamayı bilmiyoruz ve bu gibi durumlarda Jason Molina gibi bir insanın yaratıcılığı gerçekten de “evet lan, hüzün aslında böyle bir şey” dedirtebilecek seviyede.

Jason Molina 16 Mart 2013 tarihinde alkol tüketimine bağlı çoklu organ çökmesinden (multi-organ failure) dolayı 39 yaşında aramızdan ayrıldı. Hüznü bu kadar iyi yaşayan bir adamın, bu kadar erken ölmesi olaylara bambaşka bir boyut katmış olsa da arkasında bıraktıkları için kendisine teşekkürden fazlasını borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Bu bağlamda kendisinin ölümünden sonra Songs of Jason Molina adı altında üç farklı grubun çıkarttığı ve Jason Molina şarkılarını yorumladıkları albümlere buradan ulaşmak mümkün. Albümlerin gelirleri direkt olarak Molina’nın ailesine gidiyor.

Teşekkürler hüzünlü adam ve seni kim bu kadar üzdüyse onun ağzına sıçayım…