Nemrud - Ritual 2013

2013 yılı benim için gerek zamansızlıktan, gerekse üşengeçlikten “yazı kabızı” bir yıl olarak başladı, halen de öyle devam etmekte. Yoğun değişikliklerle geçen son 6 ayın, muhtemelen şimdiye kadarki en iyi değişikliği olan Karbonat Kreatif’e geçişimin bana kattığı en büyük şeylerden bir tanesi dolaylı yoldan  metrobüsten vapura transfer olmam ve bunun doğrultusunda kitaplara ve müziğe daha çok vakit ayırabilmem oldu (cümle o kadar uzun oldu ki başı ile ilgili bitirmemiş bile olabilirim). İşte bu “vakit ayırabilme” den yola çıkarak bitirdiğim kitaplar, dinlediğim müzikler bir ihtimal yazı kabızlığıma iyi gelir diyerekten, eski projem Trackspotting Community’i, blogum altında bir kategori olarak yeniden canlandırmaya karar verdim. Muhtemelen kitaplarla alakalı bir şeyler yazacağım zaman, ona da uygun bir kategori bulabilirim.

“Dinleyen bizsek, neden hakkında yazı da yazmayalım?” sorusundan yola çıkarak zaten düzensiz olarak yazdığım blogumda artık düzensiz olarak müziğe de yer vermeye karar verdim. Bugüne kadar hep “Shuffle” kategorisi altında, hayatımda gerekli ya da gereksiz ama bir şekilde anlamı olan albümler hakkında bir iki kelam etmiştim. Şimdi ise Trackspotting kategorisi altında beğendiğim ve tavsiye etmek istediğim albümler hakkında bir şeyler karalamaya çalışacağım. Bu albümlerden ilki, bir arkadaşımın arkadaşı olan ve o arkadaşımın tavsiyesi ile dinlediğim Nemrud’un ikinci stüdyo albümü; “Ritual”.

Grubun hakkında çok fazla yazacak değilim, zira benim de yazacaklarım Last FM ve müzik sitelerinde kendi profillerini oluştururken verdikleri bilgiler olur ancak. O yüzden en temizi şu linki verip isteyenlerin gidip okuması; http://www.lastfm.com.tr/music/Nemrud

Ritual (2013)

Albüm 4 şarkıdan oluşmakta;

1 – In My Mind (10:23)

2 – Sorrow by One Self (7:48)

3- Light (2:19)

4 – Ritual (18:27)

İlk dinlenildiğinde, özellikle benim gibi Eloy’un 80 öncesi albümlerinin hayranıysanız çok tanıdık ezgiler bulmanız mümkün. Gerek tonlar, gerek altyapı, gerekse geçişler ve tonlar yakınen Pink Floyd’un Echoes dönemi ile Eloy’un 80 öncesi altın dönemine selam çakmakta. Özellikle bir benzetme yapma ihtiyacı gerekirse, Ritual benim için Eloy’un Ocean (1977) albümü ile Silent Cries And Mighty Echoes (1979) albümleri arasında bir yerde.  Bir önceki albüm olan Journey of the Shaman’a göre Türk ezgileri daha az kullanılmış ve sanki grup olgunluk dönemini ikinci albümle birlikte baya erken bir zamanda yakalamayı başarmış. Zira Journey of the Shaman da kaliteli bir albüm olmasına rağmen, benim için malesef yine Eloy’un geridönüş çabaları esnasında çıkarttıkları Ocean 2 – The Answer (1998)  albümüne daha yakındı. Fakat bu albümde kendilerinin de örnek aldıkları bir grubun en olgun dönemine yakın bir müzik yapmayı başarmışlar.

Albüm bir konsept dahilinde ilerlemekte. In My Mind girişi itibarı ile Pink Floyd’un Syd Barret dönemi, daha deneysel şarkıları gibi gelse de -ya da Eloy’un Astral Enterance’ı gibi-; devamında Master of Sensation’a dönerek tek bir şarkı içinde iki farklı gruba ya da iki farklı tarza selam çakıyor. Belki vokaller, ilk albümdeki gibi biraz daha efektli olsaydı biraz daha sevebilirdim, ama dediğim gibi ikinci albümün ilk şarkısı olarak dinleyiciyi içine çekmekte gayet başarılı oolduğu kesin. 10 dakikalık ilk şarkıdan sonra, yaklaşık 8 dakikalık ikinci bir şarkı başlıyor: Sorrow by One Self. İlk şarkıya göre daha karanlık, biraz daha Pink Floyd’un Echoes/Dark Side of the Moon dönemi kırması. Özellikle Pink Floyd sever kişiler bu şarkıyı bilmeden dinlediklerinde “Bu hangi albümündeki Pink Floyd’un hacı?” diye sorabilirler -eşim sordu. Hemen arkasından 2 dakikalık albümün tek kısa şarkısı Light geliyor. Kısa bir geçiş için ideal. Benim için “10 dakika ara” niteliğinde bir şarkı ya da altın vuruştan önceki son çıkış; o da ne ki diyenlere son şarkı: Ritual. Son şarkı olarak bence gerçekten altın vuruşu yapan ve albüme adını haklı olarak veren bir şarkı Ritual. Yaklaşık olarak 20 dakika sürüyor ve özellikle Eloy’a selam çakarken, ilk albümdeki Türk ezgilerine daha az ama daha kaliteli şekilde yer veriyor içinde.

Kendi açımdan genel bir değerlendirme yapmam gerekirse, Türkiye’de bu tarz müziği bu kadar kaliteli bir şekilde yapan bir grup olması beni çok mutlu etti. Özellikle bir gün tanışma imkanım olması daha da mutlu etti. Albümle ilgili büyük bir eleştirim kesinlikle yok. Tek geliştirilebilir nokta bence daha az Türk ezgilerine yer verilmesi. İlk albümden ikinci albüme azalarak gelen Türk ezgileri, umarım üçüncü albümde kendini hissettirmeyecek kadar azalır. Bu kesinlikle Türk müziğine ya da ezgilerine olan bir düşmanlıktan dolayı değil, tamamen bu tarz müzik içerisinde kulağı tırmalaması ya da biraz zorlama gibi durması. En azından benim için öyle. Türk ezgileri demişken, solist Mert’in de vokaller esnasında bu Türk ezgilerinden vazgeçmesi çok daha iyi olabilir. Özellikle tek bir yer vardı albümde beni üzen, yanılmıyorsam In My Mind’ın ortalarına doğru bir yerde bir ses titretme yaptı ki, Cem Yılmaz’ın filarmoni orkestrası yönetirken yaptığı “DooooOOOooo000oooOOOooo!” esprisi geldi aklıma. Yalın olarak çok daha iyi olacağını düşünüyorum. Ha bir de “Abi aksanı çok kötü ya!” şeklinde birkaç eleştiri okudum, ilk başlarda biraz rahatsız eder gibi olduysa da Eloy’un kırık Alman İngilizcesi ile yaptığı albümlerin havasını yakalamak mümkün oluyor bir yerden sonra. O yüzden, aksan da ayrı bir hava katmış demek mümkün.

Son söz olarak bu yoldan sapmasınlar, para için falan sevdikleri müziği yapmaktan vazgeçmesinler -çünkü hakkaten çok da iyi yapıyorlar- ve mümkünse başta üçüncü albümleri olmak üzere tüm albümlerini plak olarak da çıkarsınlar, pikaplarımızda da dinleyebilelim.