Prologue

Sapanca’daki Richmond Nua’nın (eski Vakıf Otel olmasından da sebep) hayatımda özel bir yeri olmuştur hep. Vakıf Otel olduğu dönemlerde haftasonu geçirmek için gittiğimiz, kaldığımız, kısa mesafeli bir hzur beldesiydi bizim için. Depremde yıkılmasının ardından 2010 yılına kadar kendisinden haber alamamıştım. Daha sonra Richmond Nua Wellness Hotel olarak yenilendiğini öğrendikten sonra, kendisine baya gitmiştik. Fakat zaman içerisinde 1.8TL’den 2.küsura çıkan Euro kuruna bağlı olarak fiyat güncellemesi yapmamalarından ve en son bayram tatili için 3 gece/2 kişi/Yarım Pansiyon için 2000+ TL fiyat çekmelerinin ardından devamlı müşteriliğimi devam ettirmeme kararı almış ve alternatif arayışlarına başlamıştım.

Topuk ve Yayla

Aslında çok uzun bir zamandır Fenerbahçe TV’de ve çeşitli mecralarda Topuk Yaylası Tesisleri’nin reklamlarını görüyordum. En sonunda babamları da bildiğin gaza getirerek bir haftasonu buraya gitmek üzere sözleştik ve geçtiğimiz haftasonu Fenerbahçe Topuk Yaylası Tesisleri’ne gittik.

Nasıl gidilir ile başlayacağım (zira gezi blogger’ı olmadığın için nasıl yapılır hiçbir fikrim yok, ben içimden geldiği gibi yazayım). İstanbul’dan gelirken Bolu dağına kadar otobandan gidiyorsunuz, hemen öncesinde Kaynaşlı’dan çıkarak Dağ Yolu’na geçiyorsunuz, sırası ile Varan Tesisleri ve İsmail’in Yeri’ni geçtikten hemen sonra Şef Usta’nın Yeri’nden takribi olarak 150 derecelik bir dönüş yaparak Topuk Yaylası yoluna giriyorsunuz. Levha zaten bulunmakta, fakat levhada yazan “11km” ibaresi sizi yanıltmasın. Hayatınızın en uzun, fakat en manzaralı 11km’si olması muhtemeldir.

Yol gayet güzel. Muhtemelen Fenerbahçe Kulübü tarafından asfaltlanmış ve gayet düzgün bir hale getirilmiş. Fakat muhtemelen çok fazla yağmur yemesi ve diğer ilginç hava şartlarından dolayı çok fazla çöküntüler mevcut. Çöküntü derken, asfaltın çökmesinden bahsetmiyorum, bildiğin yolun yarısının yandaki uçurumdan aşağı kayması. Asfalt kaliteli olmasına rağmen yollar henüz tamamlanmamış ve korkuluklar yeni yeni takılıyordu. Çok fazla viraj ve eğimi baya yüksek bir rampa da buna tuz biber ekliyordu. Dolayısı ile “bir şekilde gideriz hacım yaaa” diyecek sürücülere “az bir dur, soluklan” demekte fayda var.

Bu zorlu 11km’lik yol boyunca iki köy geçiliyor. Birisi Bıçkıyanı, yanılmıyorsam biri de Hacıazizler. Tesisin kendilerine yol dışında katkısı da büyük olmuş. Gerek iş imkanı, gerekse ürün tedariği açısından. Bir çok evde Fenerbahçe bayrağının asılı olmasında, bunun da etkisi vardır diye düşünüyorum. Köyler arasındaki yol, doğa ve manzara açısından belki Karadeniz tarafında görülebilecek ender güzelliklerden birine sahip. Bir tarafınızın uçurum olduğunu görmezden gelebilirseniz -ki annem gelemedi- manzaranın güzelliği karşısında söyleyecek söz bulamamak mümkün -annem burada söyleyecek söz buldu ve yavaş git biraz dedi.

Yüklü bir tırmanış, çok fazla viraj, bir ömür yetecek kadar sis ve her yerde olsa daha iyi olacak manzaralardan sonra tam umudumuzu yitirmişken -zira levhalardaki kelimeler hep azalıyordu, fakat daha deil yaylayı, topğu bile görememiştik- son bir rampa çıktıktan sonra yaylanın sözlük tanımı ile karşılaştık. Bir krater, krater gölü, orman ve koskocaman bir yeşil alan üzerine kurulmuş tesis. Hani orayı kim bulmuş, akıl etmiş, inşaatını yapmışsa helal olsun. Büyük iş.

Sarı-Lacivert Bir Yayla

Tesis iki kanattan oluşan ve tahminimce 100-120 kadar odaya sahip bir bina, futbolcular için iki büyük futbol sahası ve spor kompleksi, basketbolcular için de NBA standartlarında bir sahaya sahip. Buna ek olarak göle kadar yeşillikten oluşan yürüme parkurları, SPA merkezi, kapalı havuz, Fitness Center ile Göl ve Orman Manzaralı odalar var.

Odalarımız en üst katta olduğundan dolayı dubleksti -vaaay. Üst kat yatak odası, alt kat ise mükemmel bir göl manzarasına sahip balkon, salon ve banyo. Çatıdaki Sky Window ise dubleks aşkımı katlayarak çoğaltan yegane detaydı.Yerleştikten sonra öğlen yemeği yemek üzere alt kata inerek restoran kısmına geçtik. Gayet mükellef saylabilecek, yerel tatların şenlendirdiği hayli lezzetli bir yemek yedik. Kuzu Sac Kavurma ve Karışık Izgaranın özellikleri porsiyonları büyük, servisleri ise gayet şıktı. Fiyatlar ise yıldız sayısı Generallerle yarışacak otellere nazaran gayet uygundu, fakat bu uygunluk kaliteden herhangi bir ödün vermiyordu*. Göl kıyısında biraz daha yürüdükten sonra kapalı havuz ve SPA merkezinde (sauna/hamam/buhar odası üçlüsü) günümüzü geçirerek akşam yemeğine kadar gayet “tatil” yaptık.

Akşam yemeği açık büfe, lezzetli ve geniş seçenekler sunan standart bir yarım pansiyon otel yemeğiydi. Otelde en fazla 10-12 oda dolu olmasına rağmen çıkartılan çeşitli yemekleri takdir etmek elde değildi. “Nasıl olsa az kişi var” diyerek hizmet kalitesi yerlerde sürünen otellerden farklı olarak gayet tatminkardı. Açık büfe eşliğinde rakı içmek zor olsa da en azından denedik, bi büyük bittiğinde az çok başarılı olduğumuza kanaat getirdim.

21-00 arası, bir üst kattaki bar kısmında canlı müzik olduğunu ve istersek masamızı oraya taşıyabileceklerini söylediler. Kabul ettik. Saat 22 civarı yukarı çıktık, eski şarkılardan oluşan repertuara sahip bir baba-oğulu bir saat kadar dinledikten sonra odamıza geçtik ve yayla oksijeninin, rakı ile ortak paydada buluşmasının etkisi ile uyumaktan farklı olarak, bayıldık.

Sabah 9:30 civarında kalkıp kahvaltıya indiğimizde yaylaya sis çökmüştü. Fakat muhtemelen sis çökmek tanımı insanın bu manzarayı kafasında canlandırmasına yetmeyecektir. O yüzden fotoğrafları yükleyeceğim. Gayet başarılı ve yine yerel tatların renklendirdiği bir kahvaltıdan sonra göl kıyısında yürüyerek kendimize gelmeye çalıştık. Her ne kadar yola çıkmadan tekrar havuza girmek istemiş olsam da, inanılmaz üşendiğim için bu seferlik esgeçmeye karar verdik ve saat 12:11’de İstanbul’a doğru gönülsüz de olsa yola çıktık.

Fenerbahçe Topuk Yaylası Tesisleri, tasarımından kalitesine, odalarından tesislerine, çalışanlarından hizmetlerine kadar tek kelime ile mükemmel bir performans sergilemekte. Umuyorum ki bu kaliteden ve fiyat/performans oranından ödün verilmez küçük hesaplar uğruna. Özellikle Fenerbahçe Taraftar Kart’a yapılan, tüm hizmetlerdeki %15’lik indirim ile gerçekten komik bir paraya tatil yapmış oluyor insan. Buna ek olarak orada bulduğu huzur da cabası. Benim için şu dakikadan sonra yeni kısa mesafe tatil merkezim oldu. Babam da benden pek farklı düşünmüyor olsa gerek ki 7 Temmuz için şimdiden rezervasyon yapmışlar. Gerçekten herkesin görmesi gereken, taraftarlığın bir kenara bırakılıp huzuru bulmak isteyen herkesin gitmesi gereken bir yer Fenerbahçe Topuk Yaylası Tesisleri. 2,5 saat. Gidin, görün.

 

* : Yıllar boyu Kalamış’ta oturdum, fakat bir kez olsun Galatasaray’ın tesislerine giremedim. Taraftarlıktan bağımsız olarak yazıyorum bunu. Belki girebilseydim orada bir yemek yiyecek ve para harcayacaktım. Bunu da kulüp kazanacaktı. Fenerbahçe yönetimi, bu yeni bakış açısı ile kulübü sadece Fenerbahçelilere ya da kulüp üyelerine değil, halka açıyor. Sınırlı bir kitleden dışarı çıkılınca da fiyat-performans oranı yükseliyor, çünkü belli bir kesime değil, herkesin gelebileceği bir tesis yaratılıyor. Bin tane üyeye hitap edip 1000 TL fiyat çekeceğine, herkese hitap edip 100 TL fiyat çekiyor, ki bu da sadece Fenerbahçeli’nin değil, herkesin kulübe para kazandırmasına imkan sağlıyor. Kulp için büyük bir kaynak, huzur arayan insanlar için ise büyük bir imkan. Stratejiyi takdir etmemek mümkün değil.