1999’un sonlarına doğru yaşım itibarı ile (16) artan internet manyaklığım ve yükselen telefon faturası miktarının da etkisi ile annem internetimi kestirmisti. Çok menem bir durumdu. Hergün konuştuğun arkadaşlarınla konuşamayacak, geyiğin dibine vuramayacak ve ders çalışmak zorunda kalacaktın. Düşünsene. Hayır, aslında benim için öyle değildi. Bugün, eğer ki iyi bir müzik dinleyicisiysem (“iyi” derken kaliteli müzikten bahsediyorum), bunda Radyo Eksen, annem, dedem, Emincan, Çağrı ve az önce bahsettiğim olayın katkısı çok büyüktür.

O zamanlar Kazaa yoktu. Napster da henüz çıkmamıştı. Türlü paylaşım programları ile ferah ferah müzik dosyalarına ulaşmak yerine, cjb.net uzantılı web sitelerinden bulabildğimiz kadarı ile yetinirdik. Özellikle Mtvemp3.cjb.net sitesini cok net hatırlarım. Tasarımından bir şeyler öğrenmiştim. Neyse. İnterneti elinden alınan bünye bir süre o boşluğu üzerinden atamaz tabii ki. Akabinde müzik dinlemenin değişik yollarını bulmaya çalışır. Benim durumumda bu CD almaya çalışmak olmuştu, fakat fiyatlarından dolayı ayda en fazla 1 CD alabiliyordum. Sonra neyden sebep bilmediğim bir şekilde bir gün Akmar’a gittim (orayı da henüz keşfetmemiştim). Tam eski PTT binasının arkasındaki sokaktan çıkmıltım ki bir tezgah ve üzerinde tonla CD gördüm. O zamanlar korsanın belki de en verimli dönemiydi.  O zamanın parası ile 1,5 milyondu CD’nin ücreti. CD’lere bakarken elemanın ilk önerdiğim albümü aldım; Fuel – Something Like Human (2000).

O zamana kadar hep internette ne bulabilirse dinlemis bir insan olarak (Ricky Martin’den tutun da Red Hot Chilli Peppers’a kadar o zamanlara göre müthiş kabul edilen 2 GB’lık bir arşivim vardı) müzik konusunda seçiciliğe başladığım ilk gün, bu albümü aldığım gün olmuştur.

Adettendir, kısa bir albüm yorumu da yapayım(bugünkü aklımla). Sound olarak Staind’e benzemekte olan Fuel o zamanlar bana çok sert gelmişti. Özellikle daha yumuşak olan Innocent, In My Hands ve Bad Day’i çok beğenmek ile birlikte, daha Nickelback havasına sahip Last Time’a da hasta olmuştum. Şu an ise -evet şu anda bu albümü dinliyorum- zamanında bana sert gelen müziğin, aslında belli dönemlerde ilaç etkisi yapabileceğini o zaman anlayamamış olmanın pişmanlığını yaşıyorum. Kanımca da en sert albümleri budur. Daha sonra çıkardıkları Sunburn ve Natural Selection albümlerinde bu albümün sertliğinin yanına yaklaşmadılar bile. Bir de akustik olarak yorumladıkları Elton John’un Daniel cover’ı çok başarılıdır.

Yazarın notu olarak; bu yazı bir albüm değerlendirme/eleştiri yazısı kesinlikle değildir. Çoğu kez bahsettiğim “fil hafızası” nın sağında solunda kalanları birleştirip, bu albümü de alet ederek ortaya çıkarttığım bir hatıralar ve geçmiş zaman yazısıdır. Aynı şekilde sağda solda daha bir çok albüm ve onları da aldığım/sattığım günlerdeki hatıralarım da var, ki en yakın zamanda onları da yazmak da planlarım arasında.