“Böyle olur”.

Bu yazıyı hem bir görevli, hem de katılımcı olarak yazıyor olacağım.

Bir gün gibi geçen bir festivalin aslında çok öncesi vardı. BiBüyükBlog’un tasarlanmasıdan, bilet kazananlar ile festival alanında muhabbet edilmesinde kadar geçen çok uzun bir süre. Zorlu, fakat bir o kadar da eğlenceli olan, hepimizin kendi işlerinden bir süre feragat edip üzerine eğilmesi gereken bir projeydi. Özetle görevli/çalışan olarak o ilk kısımlarda çok eğlendik.

Öğlen saat 2’devardık festival alanına. Alan hazırlanıyor, gruplar genel provalarını yapıyorlardı. Kendi hazırlıklarımızı tamamladıktan ve organizasyon toplantımızı yaptıktan sonra festival saatini beklemeye koyulduk.

Ve Eğlence Başlar…

Saat 19’da başladı eğlencemiz. Önce Bi Büyük Orkestra, daha sonra Gripin, Şevval Sam, Emel Sayın ve bu üçlünün çeşitli kombinasyonlardaki düetleri. Gripin her ne kadar rakı içerken dinlenecek bir grup olmayacak gibi  gözükse de, playlist’leri efkar yaptırmak konusunda çok başarılı oldu. İşlerini gerçekten çok iyi yapan bir grup oldukları konusunda şüphem yok. Şevval Sam ise her zamanki samimiliği ve sıcakkanlılığı ile göz doldurdu sahnede. İşte tam o göz doldurma esnasında, bizim de kadehlerimizi dolduran bir yağmur başladı. Öyle ki, rakıyı sek içen abilerimiz bile pişman değildi bu durumdan. Yağmur suyunun tadının başka bir şey olduğu konusunda hemfikirdik. Fakat öyle bir ortam vardı ki, o yağmura rağmen hiçbir kaçışma olmadı. Bistro alanında dağıtılan yağmurluklar (baya da kaliteli) geceye o an damgasını vurdu. O andan bir sonraki günün sabah erken saatlerine kadar, Kuruçeşme-Bebek hattında üzerinde lacivert yağmurluk olan, Ku-Klux Clan misali gezen insanları görmek mümkün olacaktı. Hemen bu yağmurun anlık patlamasının ve durmasının ardından Şevval Sam sahneden indi ve belki de izlediğim tüm performanslar arasında en eğlendiklerimden biri olarak yerini alan Emel Sayın sahneye çıktı. Gerek sahneye olan hakimiyeti, gerek duruşu, performansı ve seyirci ile olan diyalogları ile neden benim hayal meyal hatırladığım Caddebostan Maksim’in ışıklı tabelasında isminin en tepede yazdığını gösterdi.

Benim açımdan geceye damgasını vuran olay ise Emel Sayın ile Gripin’in yaptığı mükemmel düet oldu. “Durma Yağmur” adlı şarkıyı yağmurun en yoğun olarak yağdığı sıralarda iki kere üst üste söylediler ve adeta Woodstock 94 ruhunun rakı ile bezenmiş olanını ortaya çıkardılar. Bu festival “Türkiye’nin En Büyük Açıkhava Gazinosu” teması ile yola çıkmıştı ve o an o tema birebir yaşanıyordu. Eksikleri yoktu, fazlaları vardı.

Etkinlik gece 11’i biraz geçe bitti. Fakat yağmurdan dolayı değil. Kanunlarda belirtilmiş olan ses kısıtlamaları yüzünden. Emel Sayın programı bitirmek zorunda olduğunu söylediğinde seyircilerdeki hayal kırıklığı adeta yağmura bir meydan okuyuş ve festival nereye giderse, oraya kadar kalacaklarının bir işaretiydi aslında. Fakat buna rağmen programı belki biraz da olsa erken bitirmek zorunda kaldılar. Fakat çıkan herkesin yüzünden mutlulukları okunmaktaydı.

Benim açımdan bakıldığında gündüzü yorucu, akşamı eğlenceliydi. Özellikle yemek çeşitliliği karşısında gözlerim doldu. 5 TL’ye aldığım bir meze tabağından bu kadar verim alabileceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. Yemek fiyatları ise gayet tatminkardı ve uygundu. Açıkçası 20 TL’ye güzel bir sofra kurmak bile mümkündü. Sütaş ekibinin de sürekli gelen peynir ikramları ile standard bir rakı sofrasından eksiğimiz kalmıyordu. Yeni Rakı ekibinin, rakıya yeni bir boyut getiren Rakı Shot’lar ise rakının geleneksel rakı sofrası dışında da içilebileceğinin bir kanıtı olarak arka arkaya midemize doğru yol alıyordu.

Rakı Festivali Dediğin…

Ben rakı içmeyi babamdan öğrendim. O genellikle daha sakin ve salaş ortamlarda içmeyi sever. Ben ise uygun olan her türlü ortamı tercih ederim. Yanında mezesi olsun, biraz ızgarası olsun, biraz da buzum oldu mu isterse açıkhavada tepemde şimşikler çaksın, benim için farketmez. İşte dün akşam öyle bir şeydi. Muhtemelen aklıma gelebilecek en uç ortamda hiç sorun yaşamadan içip, bu kadar eğlenebildiysem bu iş olmuş demektir. Yeni Rakı’yu tebrik etmek lazım, bu ülkeye bir festival daha kazandırdıkları için. Zaten Rakı Festivali dediğin de böyle olur, ama bize Bi Büyük yetmez, en az iki-üç lazım…