Çok fazla olmasa da yoğun bir insanım. Ne kadar mesai saatlerim belli olsa da spordu, sosyal yaşamdı, dinlenceydi, aktiviteydi derken bir şekilde o vakit çeşitli şeyler için yetmemeye başlıyor. Eskiden bir AVM’ye gidip on dükkan gezip, istediğim kazağı bulabilecek zamanım varken artık ancak zamanım yeterse iki ya da üç tane gezebilip istediğimi bulamadığımda, istediğime en yakın olanı alabiliyorum –ki yeterli sayıda mağaza gezilirse istenilenin bulunabileceğini düşünen bir insanım.

İşte bu yoğunluk ve zaman yettirememenin arifesinde ortaya çıkan özel alışveriş kulüpleri (Markafoni, Trendyol, Limango …etc) ve çeşitli Online Mağazalar (Hepsiburada, Gittigidiyor, Sahibinden) ile bir nebze bu gezemediğim sekiz dükkanın açığını kapatmayı başardım. Sonuçta zaten bedenin belli ise ve belli markalardan alışveriş yapacaksan online mağazalar bulunmaz hint kumaşı. Deneme ihtiyacı hissetmediğin ya da aramaya zamanın olmadığı ürünler için verim çok yüksek. Özellikle özel alışveriş kulübü olarak nitelendirilen ve ürünleri daha uygun fiyata satan –ki bu da tartışmalı- satan siteler özellikle kendi adıma konuşuyorum burada, benim için bildiğin online AVM. Fakat olay sadece ürünü satıp, parayı almak mı; yoksa satış ürünü satıp müşteriye ulaştırmaktan ve gerekirse iade edilip, değiştirilmesine kadar varacak olan komple bir süreç mi ? İşte kıyametin koptuğu nokta burada başlıyor.

Bir çok kişi izlemiştir Cem Yılmaz’ın gösterilerini. Askerlik hakkında anlattığı “Para-Çokomel” esprisini de bilirler. Bilmeyenler için kantinde çalışan asker parayı alır, çokomeli verir ve bu böyle gider. İşte bizim bu online mağaza ve özel kulüplerimiz (bundan sonra hepsine topluca online mağazalar olarak hitap edeceğim) satış ve hizmeti bu Para-Çokomel satışından öteye geçirememekte, işin güzeli parayı aldıklarında da çokomel için “o kalmamış, Eti Cin versek?” diyebilmekte. Tabii ki bu yazıda oturup Ekşi Sözlük’e yazdığım yazılar tadında “Şu firma 20 gündür ürünümü yollamıyor!” serzenişinde bulunmayacağım. Fakat kanımca çok acı olan bir tablodan bahsetmek istiyorum. Çok aktif kullanıyorum bu bahsettigim online mecraları. Markafoni, Trendyol ve Limango’yu çeşitli indirimleri; Hepsiburada, Gittigidiyor ve Sahibinden’i de koleksiyon ve gerekip de aramaya üşendiğim şeyler için kullanmaktayım. Dikkat ederseniz yabancılardan (eBay, Dealextreme, Shopto.Net, Amazon) bahsetmiyorum bu yazıda. Yoksa tablo daha da içler acısı olur. Bunun da bilincindeyim.

Mevzu aslında Olcayto Cengiz ile yaptığım fikir alışverişi sonrasında, tam olarak onun deyimi ile “Online Satışın Offline’da Çöküşü” (Kendisine de çok teşekkür ediyorum buradan). Online olarak yapılan bir satışın, güzide firmalarımız tarafından parasının alındıktan sonra bitmiş olarak kabullenilmesi ve “Para nasıl olsa geldi, artık kafamıza göre…” şeklinde ilerlemesi. Bu konuda Özel Alışveriş Kulübü olarak nitelendirilenleri dışarıda tutuyorum. Çünkü zaten satış sözleşmelerinde yazıyor “Kampanya bittikten sonraki x-y tarih aralığında gönderilecektir” diye. Her ne kadar stabil olmasalar da (bazen 1 haftada gelip bazen 2 günde kapınızda olabilmekte) yine de en azından verdikleri söze sadık kalabiliyorlar. Burada acı olan tablo, her gün üzerinde belki yüzbinlerce liralık alışveriş yapılan bir Hepsiburada’nın (ilk aklıma gelen bu olduğu için bu örnek üzerinden gidiyorum) “Süper Hızlı kargo” kategorisindeki (1-3 gün içinde teslim) ürünü 1 ayda tedarik edememesi. Bu bağlamda parayı benden alışverişi yaptığım an alıp paramı 1 ay boyunca tutması. Basit bir mantık ile gidersek bugünün 1 TL’si yarının 1 TL’sinden daha değerli olacaktır ve bu bağlamda Hepsiburada benim teslim edilmeyen ürünüm üzerinden 1 ay boyunca haksız kazanç sağlayacaktır. Ve buna ek olarak bir güvensizlik düşüncesi; ben paramı 1. Gün alıp, işletip, daha sonra ürünümü 30. Günde satın almadıklarını tedarikçiden nereden bilebilirim ? Belki çok uzak bir ihtimal, ama güvensizlik beni bu düşüncelere itiyor. İşte burada bütün Türk online satış mecralarının ortak noktası uzaklardan bize el sallıyor; “Parayı alırım, ondan sonra kafama göre… İstediğim zaman…”. Belki yanlış olur Gittigidiyor’daki bireysel satıcılar ile karşılaştırmak –ki artık pek de bireysel satıcı kalmadı; fakat “Türkiye’nin en büyük Online Alışveriş Mağazası” olduğunu iddia edip, bireysel satıcı performansına ulaşamamak çok da acı bir olay değil midir ? Sadece gönderi değil, elinde olan/olmayan ürünü satan, daha sonra müşteriyi 40 gün bekleten bir firma nasıl Türkiye’nin en büyüğü olduğunu iddia edebilir ki?

Çok zor değil, biraz açıp okumaları lazım kendileri hakkında yazılanları. Eğer gerçekten okusalar çok rahat düzeltmelere gidebilirler, çünkü hakkaten de o kadar zor şeyler istemiyor müşteriler. Fakat dedim ya, olay okuyup, anlamaktan ziyade asıl çalışmak istedikleri. Onlar memnun olduktan sonra, müşterinin memnuniyetsizliği çok da ırgalamıyor onları. Nasıl olsa alışveriş yapan birileri çıkar…

NEXT : “Online Alışverişin Offline’da Çökmesi Part 2 – Körlemesine Satış Yapmak ve Bu bağlamda Mağduru Oynamak”