Öncelikli olarak bu yazının temelini oluşturan yazıya link vermek istiyorum. Olcayto Cengiz’in bu mükemmel yazısı, bu yazıdan önce okunmalı.

<prologue>

Aslında herşey evlendikten 1-2 ay sonra başlamıştı. Emektar Volvo’mu masraflı olduğu için annemlere bıraktıktan sonra, yine bir diğer emektar; fakat bir o kadar da temiz olan Ece’nin 98 Corsa’sını kullanmaya başlamıştık. Henüz 39000 kilometrede olan bu canavar küçük, şirin, masrafsız ve temizdi; fakat hep aklımızda artık yeni bir araba almak fikri dolaşıyordu. İşte bu fikirlerin en yoğun olduğu dönemde Onur Cengiz ile buluştuğumuz bir akşam kendisi beni O’nunla tanıştırdı.

Kadıköy İSKİ’nin oradaki otoparkta duruyordu kendisi. Benim fıstık yeşili Opel’imin iki araba yanında, beyaz, üzerinde gri yarış çizgileri ile arz-ı endam etmekteydi. Emanet arabayı “Bir tur versene” demeyi sevmediğim için “Dur bir direksiyona oturayım” dedim. Onur beni kırmadı ve o kırmama aksiyonu herşeyi değiştirdi.

Bir sonraki hafta Nissan bayisinde, kendimi Nissan Juke’un test aracında buldum. 1.6 litre 118HP’lik otomatik vitesli ve Platinium paket bir araçtı. 12000 kilometre yapmanın etkisi ile motoru açılmıştı. O an Ece ile araca aşık olduk ve alım kararımızı verdik. Uygun aracın gelmesinin Mayıs-Haziran’ı bulacağı söylendikten sonra beklemeye koyulduk.

İki hafta önce kayınpederimin telefonu ile irkildim. Nissan’dan aramışlar ve istediğimiz aracın geldiğini bildirmişlerdi. Hemen gidip aracı gördük ve sahiplendik. İki gün sonra işlemlere başlamış, 5 gün sonra da aracı almıştık. Dünyada bizden mutlusu yoktu.

</prologue>

Olcayto’nun yazdıklarını ya da türlü forum ve sitelerde bulunabilecek teknik bilgileri yazmak istemiyorum bu yazıda. Amacım aracın hitap ettiği kitleyi temsil eden bir kullanıcı/araç sahibi olarak henüz yaptığım 160 kilometrelik deneyimi burada paylaşmak.

Tasarım olarak gerçekten mükemmel bir araç Juke. İç ve dış tasarım birbirini tamamlıyor ve sırıtmıyor. Özellikle iç-dış kırmızı olan aracımızı içine binmeyi geçtim, otoparkta görünce bile heyecanlandığım doğrudur. Almadan önce Onur’un söylediği ve Olcayto’nun yazısında okuduğum vites geçişlerinin çok bariz olması konusuna kafam baya takılmış olsa da, kullandıktan sonra aslında o kadar da bariz olmadığını farkettim. Belki yıllarca kullandığım araçların sertliğinden bu bile yumuşak gelmiştir; fakat CVT şanzıman NORMAL ve ECO modlarında gayet yumuşak bir performans sağlamakta. Henüz SPORT modunu denemek istemedim. Kısmetse 500-600 km’yi geçince onun da hakkını vermeye niyetliyim. Motor performansı ise henüz açılmamış bir motora göre bile gayet başarılı ve tatminkar. 4500-5000 rpm’in üzerine çıkarken biraz tıkanıp zorlanıyor olsa da, henüz motorun yeni ve alış ve devresinde olmasına yoruyorum, zira test aracındaki deneyimim bunu kanıtlar bir deneyimdi. Yine de hiç zorlanmadan 3000 rpm’de 120-140 km sürate çıkabiliyor olması yapacaklarının teminatıdır diye düşünüyorum. Benzin tüketimi konusunda ise motoru halen açılmamış olmasına rağmen yeterince cimri olduğunu söylemek mümkün. 160 kilometre yol yaptı ve sadece çeyrek depo benzin yedi (deposunun 45 litre olduğunu hatırlıyorum, fakat 50 de olabilir). Depoyu da 160 liraya doldurmuştum yanılmıyorsam, ki 1.4 litrelik Opel Corsa’m ile karşılaştırdığım zaman bile hatrı sayılır bir miktarda kâr ettiğimi söyleyebilirim.

Kullanım ve kokpit tasarımının ise aslında korktuğum kadar sıkıntılı olmadığını farkettim. Uzuncana bir süre sonra burnunu görerek araba kullanmak zor gibi gelse de aslında o kadar büyük olmayan bir kasaya ve yüksek manevra kabiliyetine sahip olan Juke dar alanlarda çok da sorun yaratmamakta. Buna direksiyonun rahatlığı da eklenince inanılmaz bir sürüş zevki yarattığını söylemek mümkün. Kokpit ise adeta çocukluğumda “Arabanın içi nasıl olsun istersin?” sorusuna vereceğim şekilde tasaarlanmış, adeta bir oyuncak. Çoğu forumlarda “Bir yerden sonra sıkılıp NORMAL modda kullanıyorsun, nereye kadar oynayacaksın o aletlerle?” dense de ben kendi adıma bunlardan bıkmayacağımı söyleyebilirim. En büyük kullanım kolaylığı olarak ise Nissan’ın da kullandığı Akıllı Anahtar Sistemi’ni söylemek mümkün. RFID üzerinden araçla konuşan bu anahtar cebinizde ya da çantanızdayken kapının üzerindeki Request Point’e dokunduğunuz zaman kapılar açılmakta, aracın içindeyken ise -bagaj bölmesi hariç- Start-Stop düğmesi ile otomatik olarak çalışmakta. Tek sorun kapıları anahtar ile kitlemeye alışmış bünyelerin anahtarı çıkartmayı unutarak pantolonda bırakması ve fellik fellik anahtar araması oluyor, bizzat yaşadım.

Ses sistemini standard olarak Metallica – Enter Sandman ile test ettim ve tek kelime ile APPROVED. Özellikle Opel’imizin son dönemlerinde ön hoparlörlerden birinin patlak olmasından ötürü sadece arkaları kullandıktan sonra, önlerden de ses gelmesi; ve gelen sesin de bu kadar tatminkar olması beni mutlu etmedi değil. Platinium paketlerde ses sistemine entegre olarak gelen iPhone ve iPod bağlantısı ile navigasyon sistemi ise tek kelime ile kusursuz. Araca biner binmez iPhone ile BT üzerinden bağlantı kuran Juke telefon rehberi ve çağrı listesi olmak üzere her şeye ulaşabilmekte ve bunların hepsinin direksiyondaki kontroller + tuning lob üzerinden yapılabilmesi sürücü için çok büyük kolaylık olmuş. iPod bağlantısı ise AUX çıkışının hemen yanındaki USB çıkışına iPhone’umuzu bağlamamız ile kurulmakta ve telefon için BT’yi kullanırken, müzik için USB’yi kullanmakta. Telefonu USB’den bağlamasak bile içindeki mp3’lere ulaşabilsek de USB’yi kullandığımızda hem şarj olmakta, hem de ekrana iTunes-vari bir görüntü gelmekte; bu program ile iTunes ile yaptığımız her şeyi yapabilmekteyiz.

Entegre navigasyon sistemi konusunda ise çok büyük şansımız olduğunu kabul etmemiz gerekir sanırsam. Aracı ilk teste gittiğimizde aklımızda Sport Pack -Platinium’un bir alt paketi- vardı ve bu pakette navigasyon yoktu. Fakat aradaki fiyat farkı, aksesuar farkı ve bizim aracı uzun süre kullanmaya niyetimiz olmasından ötürü bir üst pakete geçmeye karar verdik. Ama şöyle bir sorun vardı ki Nissan henüz Türkiye için navigasyon desteği vermemekteydi ve öngörülere göre Haziran-Temmuz’dan önce de bu destek verilmeyecekti. İşte bu hissiyat ile aracımızı ilk kez çalıştırdığımızda ekranda navigasyonun çalıştığını gördük. Bariz “Yunus Emre Sokak” yazıyor ve Altunizade’yi gösteriyordu bize. Sonradan farkettik ki Türkiye’ye navigasyon desteği ile gelen ilk parti bizim aracımızın içinde bulunduğu parti; daha da ilginci bayiye gelen 60-70 araçtan sadece bizim Juke’umuzda ve bir adet Qashqai’de bu özelliği barındıran SD kartlar mevcutmuş. Aslında para ile satılması beklenen bu özelliğin bize bir nevi hediye olarak gelmesi de çok güzel ve şanslı bir detay oldu.

Bir kaç küçük detay paylaşmak istiyorum yazıyı bitirmeden önce.

  • Bagaj göründüğü kadar küçük değil. İki katlı olmasından dolayı iki hatta üç kişinin çantalarını çok rahatlıkla alabilecek kapasitede. Çok gerektiğinde tam yatırılabilen koltuklar ile gayet rahat bir kullanım sağlamakta.
  • Torpido gözü şu güne kadar kullandığım tüm arabaların torpidolarının toplamından daha büyük.
  • Diz mesafesi, koltuk genişliği…vesaire gayet rahat. Arka koltuğa rahatlıkla üç kişi sığabilmekte, fakat tavan mesafesinden dolayı kafa ara sıra vurulabilmekte.
  • Arka camlar karartılmış olduğu için arka arabadan gözünüze gözünüze flaşör yapılsa da rahatsız etmemekte ve bu da otomatik kararan dikiz aynasının eksikliğini hissettirmemekte.
  • Yan aynalar bildiğin yayla gibi. Sağdan iki, soldan iki şerit rahat rahat görülebiliyor.
  • Geri görüş kamerası artı olsa da, bu sisteme entegre mesafe gösterimi ya da sesli uyarı olmaması büyük bir eksi. Nissan bayileri genellikle bunu sesli uyarı yapan ve mesafe gösteren sensör sistemi hediye ederek ortadan kaldırmakta. En azından bana öyle yapıldı.
  • Dinamik Kontrol Sistemi (VDC) kesinlikle başarılı. Elektrik kontrollü hidrolik direksiyon ile birlikte aracı her türlü koşulda yolda tutma konusunda gayet başarılı. Özellikle sert kalkışlarda çekiş kontrol ve anti patinaj olarak çalışan VDC ile, kontrolü kaybetmeyi önelemek için sertleşen direksiyon, sürücü ve kullanım kaynaklı sorunlarda güvenliği gözle görülür bir şekilde arttırıyor.
  • Fatih Altaylı’nın 3-4 hafta önce yazdığı gibi “Seri değil, 180’e zar zor çıkıyor” görüşü kesinlikle asılsız. Araba test etmeyi bilmeyen insanların test yazısı yazmasını kesinlikle onaylamıyorum bu bağlamda.
  • Kesinlikle dikkat çekiyor. Özellikle E5’te giderken yanınızdan geçen aracın içinden arabanıza gülümseyerek bakılması ya da parmakla gösterilmesi gayet olası.

Aracı almadan önce bir çok araştırma yapmıştım. Honda Civic, Ford Fiesta, Fiat 500 ve Mini Cooper gibi farklı sınıflardan fiyat/performansı yüksek ya da karakter sahibi bir çok araca baktım. Fakat içimdeki Cross-Over aşkı baskın çıktı ve tasarımının da mükemmelliği sayesinde ilk kez ruhsatında kendi adım yazan bir araca sahip oldum. Direksiyonuna oturunca mütemadiyen anlamsız bir sırıtış yerleşiyor suratıma; keza Ece’nin de. İçimden Jet’in şarkısını mırıldanıyorum; sözlerini değiştirerek; “Oh Juke! What you’ve done, you’ve made a fool of both of us”…

P.S. : Aracın adını EVA-02 koyduk. Sebebi de şudur;

 

 

“Welcome to my life” diyorum kendisine, kazasız ve belasız olaraktan ve bu bağlamda aklında olan herkesin en az bir kere test sürüşüne katılması gerektiğinin altını ısrarla çiziyorum. Onur ve Olcayto’ya da önayak oldukları için teşekkür ediyor, selam ediyorum. 😉


EK : Ekşi Sözlük üzerinde devam niteliğinde bir entry.