Günlerden 13 Temmuz, Cuma’ydı. Eyüp Belediye Başkanı Adı Herneyse açıklama yapmış ve Efes Pilsen’in adının One Love Festival’den çekildiğini ve sponsor olmayacağını söylemişti. Efes’e büyük tepkiler yapmaya başlamış, belki de istediklerini yapma yolunda ilk adımı başarıyla atmışlardı.

Aslında her şey “Eyüp’te bira festivali istemiyoruz” zihniyeti ile çıktı. Tıpkı benim eşimin bedenine müdahale ederek kürtaj istememeleri, boş gördükleri her yere cami yapmak istemeleri, hatta kendi yaptıkları evle sele dayanmayıp öldüğünde Allah’ın takdiri olduğu ya da olmasını istemeleri gibi. Halbuki çok değil, 5-6 yıl önce “başörtüme neden karışıyorsunuz, ibadetimden size ne?” diye ağlayanlar da yine bu insanlardı. Bu parafgar bile sadece kendi başına BÜYÜK İRONİyi göstermeye ve kimin ne kadar güçlendiğini, kimlerin artık azınlık olmaya başladığını anlatmaya yeter. Ama benim için yetmez. Olayın tüm iç yüzünü ve zihniyeti yazacağım burada toparlayabildiğim kadarıyla.

Cuma günü başlamıştı mahalle baskısı Sayın Adı Herneyse tarafından. Söylediğine göre Eyüp halkı semtinde içki festivali ve içki satışı istemiyormuş -o içki satışı istemeyen halkın karaborsada menkul kıybetler borsası oluşturarak bira satmasına sonra değineceğim. Bütün gün Efes Pilsen’e yüklenildi sosyal mecralar üzerinden ve yıldırma politikası uygulandı. Bunu yaparken tabii ki çeşitli mecralardaki PARALI ASKERLER en ön saflarda yer alarak boş içerik ürettiler. Fakat saat 18 civarlarında EfesOneLove resmi hesabından şu açıklama geldi;

 “Efes Pilsen, 10 yıldır olduğu gibi bu yıl da One Love Festival’in sponsorudur. Tüm müzikseverleri hafta sonu santralistanbul’a bekliyoruz.”

Efes Pilsen yılmamış, mahalle baskısına karşı koymuş ve sponsorluğunu çekmemişti. İşte olan muhtemelen bundan sonra oldu.

Şirkete yaptığı baskıdan sonuç alamayan Eyüp Belediyesi ve aynı zihniyete sahip kişiler bundan sonra muhtemelen Santralİstanbul’a ve içindeki mekanlara baskı yapmaya başladılar. Zira saat 14’te açılması beklenen kapılar saat 15’i geçerken hala açılmamıştı. 15:30 civarlarında bir görevli çıkarak içki satışı yapılmayacağı ve gerektiği takdirde  isteyenlerin biletlerini iade edebileceğini duyurusunu yaptı. Büyük tepki vardı. Alkışlar ve yuhlamalar ile protestolar yapılırken kapılar açıldı insanlar içeri girdi. Kaç kişi bilet iadesi yaptı bir fikrim yok, fakat “Burası dolmaz” tahminim doğru çıktı ve geçtiğimiz yıllarda hınca hınç dolu olan festival alanı, halka açık piknik alanından öteye gidemedi. İçeri girdiğimizde ise ekranlarda şu açıklama ile karşılaştık;

Santralİstanbul içindeki mekanlar (Otto, Tamirhane…vs) artık her nedense içki ruhsatlarını kullandırmamaya karar vermiş, dolayısı ile içki satışı yapılamayacakmış. Yani aslında Efes Pilsen’in duruşunun onda birini yapamamış, Eyüp Belediyesi’nin “iptal ederiz ruhsatınızı” tehdidi karşısında ancak böylr bir çözüm bulabilmiş ve içki satışına izin vermemişler. Yani özet olarak aslında Efes Pilsen değil, Santral ve içindeki mekanlar kaynaklı bir problem söz konusu.

Yanlış anlaşılma olmaması için buraya bir not düşmek isterim. “Festivalde içemedim, çok mutsuzum!” gibilerinden bir düşüncem yok, zira arabayla gittiğim için zaten içmeye niyetim yoktu. Davetiye geldiği ve Kaiser Chiefs’i sevdiğimiz için gittik. İçme öncelikli değil, müzik ve festival öncelikliydi planlarımız. Zira her yerde içmek mümkün. Kaldı ki oraya da içmeye gidip bir biraya 7,5 lira vermek ne kadar mantıklı, o apayrı bir tartışma konusu. Tekrar ana konuya dönelim.

İçki satılmamasına ek olarak, enerji içeceği de satılmıyormuş içeri de onu da öğrendik. Muhtemelen “Bunlar içip içip sevişir, içkiyi kaldırdık,i ama enerji içeceği içerlerse de libido tavan yapar yine sevişirler, onu da vermeyelim” zihniyetli olduğunu düşünüyorum ben. Öyledir ya da değildir. Benim bakış açım bu. Kapılar geç açıldığı için programın kayması da cabasıydı. Bundan en çok etkilenen sanırsam sahne alamayan Ahmet Musaoğlu (ya da böyle bir şeydi) oldu. Daha sonra çıkan Neyse ve Replikas en fazla 45 dakika sahnede kalabildi. Yuck ile program normale döner gibi olduysa da olmakla olmamak arasında gidip geldi.

Festival konusunda düşüncelerimi kısaca yazmak gerekirse (içki, muhafazakarlık, vesaire konularına daha sonra geleceğim) geçtiğimiz yıllara göre çok az aktivite vardı. Gruplar güzeldi ve yabancı gruplar, yine Türk grupları ile aralarındaki sahne şovları ve ses kalitelerinin farkını bize net bir şekilde gösterdi. Yemekler pahalıydı (iki dürüm döner, iki kola, bir su = 35 TL). Özellikle McDonald’s’ın BigMac menüyü 17 TL’ye satması fırsatçılığın en büyük örneklerinden. Her festivalde yapılıyor bu. Yapılmasın artık. Ben özellikle etkinlik konusunda Silent Disco Flash Mob’unu ve Kia Love – Kia araçlarınız için özel otopark konseptini çok beğendim. Marka ile duygusal bağ oluşturmak ve kendini özel hissettirmek adına güzel bir işti, fakat ne yazık ki Kia’m yoktu.

Headliner’lardan Damien Rica ağır bunalıma soktu. Kaiser Chiefs sağolsun mükemmel bir performans ile bizi melankoliden çıkardı ve eğlendirdi. Gerek playlist, gerek sahne şovu, gerekse ses kalitesi açısından güzel bir performans sergilemelerinin yanında bira yasağına karşı yaptıkları protesto ile katılımcılardan büyük alkış aldılar. Sahne çovu ise apayrıydı ve kesinlikle “anlatılmaz yaşanır” denecek cinstendi. “Adam bildiğin sahneye tırmandı, daha ne yapsın?” diyor, tekrar ilk konuma dönüyorum.

Yazının en tepesinde bir görsel var. Aslında bu olayları en net o görsel (NoneLove) özetliyor. Sevgisizlik. Yine yazının başında bahsettiğim gibi, çok değil, 5-6 yıl önce “….’ma niye karışıyorsunuz?” şeklinde ağlayan muhafazakarlar, şimdi kendi gördüklerini iddia ettikleri baskıyı, hayatlarını onlar gibi yaşamayanlara yapıyor. Gövde gösterisinden öteye gidemeyen bu girişimlere, festival alanına tekbirlerle gelen 20-30 tane Alperenler Derneği üyesini de eklediğiniz zaman ortaya traji-komik bir tablo çıkıyor, fazlası değil. Zira içeride içki satışı yokken, muhtemelen bu gençlerin mahalleden tanıdıkları, festival girişinde fiyatı saate ve talebe göre değişir şekilde bira satıyor. Yani aslında içki satışına, para onların cebine girdiği sürece karşı değil bu halk anladığımız kadarıyla.

Peki Efes Pilsen neden bu kadar tepki gördü? Aslında hedef gösterildiği için. Zira doğru hedef Efes Pilsen değil, Santralİstanbul olmalıydı. O gün olmadıysa da, bundan sonra olmalı. Öncelikli olarak ben Efes’in yerinde olsaydım bu krizi çözmek için şu yolu uygulardım -ki uygulamadılar;

“Katılımcılarımıza içki satamayacağımız için üzgünüz. Fakat hiçbir katılımcımızı mağdur etmemek adına festival alanındaki TÜM İÇEÇECEKLER 1 TL’den satılacaktır”

Bunu yapsalardı “bence” şanı yürürdü Efes’in. Zira bira satmayarak zaten maddi olarak kazanacağın paranın yanına bile yaklaşman mümkün gözükmüyor. En azından marka değerini daha da yükseltmek için böyle bir stratejiye gitmesini beklerdim. Yine bilet iadesi olurdu, ama belki daha az olurdu. Ama dediğim gibi, YAPMADILAR.

Tabi bir de bunun Pozitif Organizasyon tarafı ve bir RHCP konseri tarafı var. Ben onların yerinde olsam organizasyonu Santral’den direk çekerim, çekilmeli. Festival kapılarının açılışına 2 saat kala yapılan böyle bir hareket cezasız kalmamalı ve öncelikle Efes mekandan ürün ve etkinlik desteğini çekmeli, hemen akabinde de ilk aşama olarak Pozitif, RHCP konserini Santral’den başka bir yere taşımalıdır. İşte o zaman kaldırıma park edenden 10 TL alan, bira satılmayınca 7,5 TL’ye bira satan Eyüp halkı kendi zemzem suyunda kavrulabilir mutlu mesut şekilde. Santral de yaptığı hareketin sonuçlarını net bir şekilde görebilir. Tabi bunlar sadece benim düşüncelerim ve “ben olsam” şeklinde paylaştıklarım. Yapılır ya da yapılmaz, bunlar şirketlerin kesinlikle kendi insiyatifindedir.

Festivalden 23:30 civarlarında çıktık. Köprü açıktı, hemen geçtik Anadolu yakasına. Akşam yemeğine de 35 TL vermek istemediğimzi için (en azından dürüm görünümlü lavaşa) henüz yemek yememiştik. Ataşehir Uphill Court tarafındaki Benzin’e gittik. Bomonti’lerimizi söyledik, yemeğimizi yedik, muhabbetimizi ettik, evimize döndük.

Son olarak, festivalin en ironik anının, tekbir atarak gelen gençler muhtemelen kapıda beklerken, Damien Rice’in “Hallelujah” coverı söylemesiydi. Allah’ın sopası yok işte. O bira sattırmadığın Eyüp “haleluya!” sesleri ile inledi, biz güldük. Çok güldük.