Çok uzun zamandır yazmak istiyordum bu yazıyı. Dünkü Barcelona – Real Madrid maçı sebebim oldu adeta. Ben Mourinho’yu sevmem, çünkü futbolu severim.

Türk futbolunda kara lekeler vardır. Suni olarak yaratılmış olanların dışında, uluslararası arenada en büyük kara lekemiz meşhur İsviçre maçıdır. Fatih Terim’in Alpay Özalan’ı yıllar sonra sadece provakasyon için milli akıma çağırdığı, Selçuk Şahine eli ile “6” yapıp, ayağı ile tekme atmasını tembihlediği, maçtan sonra Türkiye şampiyonaya gidemeyinee “Saldırın!” emri verip büyük olaylar çıkarttığı ve büyük cezalar almamıza sebep olduğu İsviçre maçı. Bunların tüm sebebi aslında cebinden taşan bir egoya sahip olması. Öyle bir ego ki bu, 2000 yılındaki UEFA Kupası’ndan sonraki İtalya macerasından sonra Türkiye’de her Galatasaray’ın başına geçişinde teknik direktörden ziyade medyum misali ruh çağırmıştır. Yine öye bir egodur ki bu, İngilizce bilmeden İngilizce basın toplantısı yapabilecek kadar cesaret vermiş kendisine, fakat sonucu ancak “everything is something happened” olmuştur. Bu gelişinde yine geleneksel “2000 ruhunu yakalamak istiyoruz” açıklaması ile gönüllerde taht kurmuş ve yine egosu ile gövde gösterilerine başlamıştır.

Peki Mourinho? Adeta bir modern zamanlar Fatih Terim’i. Fakat onun İtalya’da tutunabilmiş ve kariyeri daha başarılı olanı -hoş Fatih Terim bunu okusa muhtemelen kendisinin de en az onun kadar başarılı olduğunu iddia edecek ve en sonunda o kadar saçma argümanlar ortaya sunacaktır ki ben kabul etmek zorunda kalacağımdır. Porto’da aldığı bir CL Kupası, ardından gelen Chelsea ve Inter maceraları. Chelsea macerası boyunca Sir Alex Fergusan’a olan sataşmaları (Adam Sir bak. Düşün), Inter’de ise dönemin parlayan teknik adamı Guardiola’ya olan gıcığı. Sürekli hakemlerle oynayan bir takım yaratıp, akabine yenilgiyi kabullenemediği zamanarda takım içindeki çeşitli tetikçilerine verdiği komutlar, rakip oyunculara yaptığı saygısızlıklar (topu vermemekten bahsetmiyorum burada).

Dün Barcelona – Real Madrid maçı vardı. Bu maçtan iki video var aşağıda.

İlki tanıdık geliyor mu? “Selçuk, 6! Tekme!”. Bu sefer tetikçi Marcelo. Çift daldığı kişi ise Fabregas. “Yenildim ama bu adamın ayağını kırayım ki 3 ay falan oynamasın, rakip güç kaybetsin”. Akabinde spikerin bile söylediği “Kırmızı kart buna yeterli mi tartışılır” yorumu her şeyi anlatıyor zaten. Hele olaydan sonra Mourinho’nun bir de Barcelona yardımcı antrenörünün kulağına mıncırması var ki iş atmıyorsa Mourinho’nun bir Fikirtepe çocuğu olması muhtemeldir.

İkincisi ise insanlık suçu belki. Messi’nin arkasından yaptığı “Kötü kokular geliyor” hareketi. Barcelona’nın bir Katalan kulübü olduğunu düşünürsek ırkçı harekete bile girebilir. Kaldı ki ırkçılığın ne kadar kötü bir şey olduğunu en iyi kendisinin bilmesi gerekir Eto’o olayından dolayı. Irkçılıktan en çok çekmiş adamlardan birisi ile bir yıl boyunca Inter’de kendisi çalışmıştı. Yüksek zeka ürünü espriler. Ooooooo! Karakterini ortaya koydun xDxDxD

Benim Mourinho’ya olan sevgisizliğim kendisinin dünyanın en büyük teknik adamlarından biri olan Sir Alex Ferguson’a laf sokma çabasını görmem ile başladı. O günden sonra hep gözüme batmaya başladı. Öyle ki en mutlu olduğum anlardan biri, Iniesta’nın Chelsea’ye son dakikarla attığı müthiş füzeydi. Suratındaki menekşe moru renk Mourinho’ya başka zaman olsa bu kadar yakışmazdı. Şu an ise Pepe ve Marcelo gibi futbol oynaması bile insanlık suçu sayılacak iki adamı takımında barındırıp, yaptıklarını savunabildiği için devam ediyor gıcığım. “Dünyanın en iyi takımı” biziz diyip, en büyük rakibinin rekor üstüne rekor kırdığı dönemde hala “Aslında en büyük biziz de…” diyebildiği için gıcığım… Vesaire.

Tek cümlelik özet ile, ben Mourinho’yu sevmem, çünkü Fatih Terim’i de sevmezdim; ve ben Mourinho’yu sevmem, çünkü futbolu severim.