20 yıl aradan sonra İstanbul’a yeniden gelmişti. 20 yıl boyunca nerede olduğu çok da önemli değildi aslında. Memleketini özlemişti. Kadıköy’e indi. İskenderoğlu’nda yediği 1,5 porsiyon iskender uzun zaman sonra midesinde kelebeklerin tekrar pırpır etmesini sağlamıştı ve kelebekler bu sefer ülseri işaret etmiyordu. Sonra Baylan’da kup yedi, çayını içerken yapma havuzlardan oluşan bahçede sigarasını tüttürdü. Saatine baktı, hala erkendi. Karaköy’e gidip biraz gezdikten sonra köprü altındaki mekanlardan birinde demlenmeye karar verdi. 14:30 vapuruna bindi. Binerken de ülkesinden uzakken hep okuduğu Ekşi Sözlük’te görüp heves ettiği martılara simit atma eylemini gerçekleştirmek için bir de simit almayı ihmal etmedi. Vapurun kıçına gitti ve oturdu. Vapur Haydarpaşa’ya uğrayıp, oradaki yolcularını da aldıktan sonra ayağa kalktı, simidinden bir parça kopardı, tam martılara atmak üzereyken boynuna en gevreğinden bir simit geçiverdi. Ne olduğunu anlayamadan anlamsızca etrafına bakınırken vapuru takipeden iki martıdan birinin diğerine ağzıyla bir paket kırmızı Marlboro verdiğini gördü. Yerine oturdu, bir çay aldı, önce elindeki, sonra boynundaki simidi yedi.