Herkes bir Yavuz Çetin, bir Joe Satriani kadar iyi gitar çalmak ister. Benim idealim ise bir Gökhan Büyükkara ya da Erdem Eroğlu (Bildiğin Erdem) kadar iyi gitar çalabilmek oldu.

Gitarla ilk tanışmam mahalleden arkadaşım Metehan’ın sırtında gitarla derse gidip gelmesiyle başlar. Gitara aşık olmam ise abisinin ilk elektro gitarını aldığı ve bize gösterdiği güne denk gelir. O kırmızı Fender Stratocaster’dan çıkan ses, vibrato kolu ile sesin dalgalanması ve distortion… O gün gitar çalmam gerektiğini anlamıştım. Yeteneğim olup olmaması çok da mühim değildi.

İlk gitarım annemin yaklaşık 30 yaşındaki gül kurusu, kısmen antika akustik gitarıydı. Tabii kimsenin akustik gitar tellerinin ne kadar can yaktığından haberi yoktu ve başlangıç için ideal olarak görülmüştü bana. Sonuçta annem onu çalmıştı -en azından çaldığını söylemişti- ve ben de çalabilirdim. Akort etmenin bile mümkün olmadığı, iki parçadan oluşan köprüsünün iki parçasının da kayıp olduğu gitarın tamir edilmesi, tel takılması ve bana verilmesi toplam 3 gün sürdü. İşte o kimsenin çok can yakacağını söylemediği akustik gitar telleri yüzünden benim hevesim ise 2 saat. Akabinde anneannemlerin aldığı Casio marka org ile bir süre boyunca Ümit Besen modunda takılmayı seçtim. Sonuçta arkada çalan bir ritm dahilinde, alakasız notalara bile bassan anneanne ve dede şefkati baskın geliyor ve adeta bir Mozart muamelesi görüyordum. Hatta bir çok enstrümanın sesini çıkartabilen bu über-orgumda “28-Electro Guitar” kaydı yüzünden, elektro gitarın sesini uzuncana bir süre kamyon egzozu ile aynı zannettim. Sonra geçti. Daha sonraları annemin gitar çalmak dediği kavramın aslında tek tel ile “Üsküdar’a Giderken” çalmak olduğunu öğrenmem ile zihnimdeki Tosun Paşa – Hamam Sahnesi’nde gitar çalan annem imajı adeta yok oldu.

İlk gitarımı almam Lise 1’e denk gelir. Berkay ile gidip, şimdinin Bay Yengeç’i olan Asa Müzik’ten 45 milyona bir adet Campbell klasik gitar almıştık. Çocuk olmamı bir yana bırakırsak o gün çocuklar gibi şendim. Uzuncana bir süre sadece MiMinör (E min) ve LaMinör (A min -böyle yazınca çok komik oldu) akorları ile anlamsızca sesler çıkartsam da, ilk adam gibi ritm öğrenmem Fabrika Kızı şarkısına denk gelir. E min-A min-F-G şeklinde giden 4’lü akor sistemi ile bir şekilde bare basmayı bile öğrenmiştim. Evde sürekli bir Yeşilçam filmi havası hakimdi, zira sürekli tek çalabildiğim şarkı olan Fabrika Kızı’nı çalıyordum. İşte daha sonra her gitar çalanın yaptığnı yaptım ve aynı akorlar ile Akdeniz Akşamları çalındığını keşfettim. Ergenliğin verdiği çatal ses ile Haluk Levent taklidi yapmaya çalışan bir ben. Allahtan kısa bir dönemdi ve bitti. Daha sonrabazı şeylerin ritm gitar çalarak olamayacağını öğrendim, ki o dönem Teoman’ın 17 albümü çıkmıştı. İstanbul’da Sonbahar ise arpej öğrenmeme denk gelir. Bir süre boyunca evde sürekli bir sonbahar havası esti. Arpeji söktüğümde ise kışı atlamıştık, direk yaz gelmişti. Daha sonrasında bir şekilde gelen tab okumayı öğrenmek, 5’li Power Chord basmak falan filan… İşte o günden beri üzerine hiçbir şey koymadım ve ilk gitarımı alıp çalmaya başladığımdan beri neredeyse 12 yıl oldu.

Aslında başkası yaparken çok kolay gözüküyor her şey. Mesela bir bara gdip de canlı müzik çalan bir gitarist izlerken… Eğer manyak gibi kasılıp triplere girmiyorsa, o rahatlık sanki gitar değil de blok flüt çalıyor izlenimi bile verebiliyor. Sahnede duruşum kesinlikle çok iyi, ama sadece duruşum. Hayatımda bir kez canlı seyirci önüne çıktım, onda da ritm gitardaydım ve gitarımın sesi hayli kısıktı. Hata yapsam bile duyulmasına imkan yoktu ki bu imkansızlık içinde bile ben D min basılması gereken yerde A min basıp gitardan nasıl çıktığını anlamadığım bir şekilde “COYNK” sesi çıkartmayı başarmıştım.

Yazının başında da yazdım. Ben hiçbir zaman iyi bir gitarist olamadım. İyi kısmını geçtim, gitarist bile olamadım aslında. 28 yaşındayım ve en büyük hayallerimden biri 40 yaşıma geldiğimde Gökhan Büyükkara ile birlikte bir blues grubu kurmak. Tabii ki ben yine ritm gitarda olup, gitarımın sesini kısık tutucam. Tabi bu, Gökhan o zamanlar daha büyük projeler içinde yer almaz ise -ki alacaktır. İşte benim, kendim için yazdığım en özet tanımdaki “Kötü Gitarist” kısmının biraz daha özeti budur. Yanlız konu Guitar Hero olursa Medium Level, hatta bazen Hard Level olabilirim. Orada Gökhan’ı yenmişliğim var, zaten başka şekild de mümkün değil gibi görünüyor.

Bir de artık eskisi kadar üşengeç blogger değilim galiba…