Aslında çok fazla profosyonel iş hayatı üzerine yazı yazmayı sevmem. Zira o işi benden çok daha iyi yapan blog sahipleri var ve onların yanında iş hayatı ya da akademik konularda yazmak bana düşmez. Ya da en azından ben böyle düşünüyorum. Ama bugün uzun zamandır kafamda olan bir konuyu buraya yazmak istiyorum.

Öncelikli olarak kasko nedir sorusu ile başlamak lazım. Çok fazla sözlük anlamına girmeye gerek yok, kasko en özet tabir ile trafik sigortası dışında kalan bir “araba sigortası”dır. Araç sahipleri çokça çilesini çekerler bunun her sene kaskoları sona ermeye yaklaşınca. Primiydi, poliçe/paket içeriğiydi, hasarsızlığıydı, indirimiydi bir milyon tane farklı unsuru vardır araç modeli dışında. Misal ben şu an yaşıyorum bu çileyi. Konu bu değil tabi ki. O belki başka bir yazı konusu olur ilerde.

Genel olarak şirketler (isim vermeye gerek yok) standart bir poliçe üzerinden araca göre fiyatlandırma yaparak bir paket sunuyor ve siz de bunu kabul ediyor ya da alternatiflere yönelerek sizin için en uygun olanı seçiyorsunuz. Fakat burada sıkıntı, her şeyin FAZLA STANDART olması. Tabii ki her türlü hasarda güvenebileceğim bir kasko poliçem olsun isterim. Herkes de ister muhtemelen. Fakat buradaki problem KİŞİSELLEŞTİREMEME PROBLEMİ.

Nedir kişiselleştirme diye sorarsak, biz hizmeti bana özel, beni şartlarıma en uygun ve en verimli hale getirerek sunmak olarak özetleyebilirim bu konuda. Tabii k buradaki konu kişiselleştirmenin sigorta sektöründe nasıl olacağı ve uygulanacağı.

Aslında her şey çok basit ve şirket ile müşteri arasındaki taahütlere dayanan bir sistem. Nasıl olur peki? Kendimden örneklerle gidebilirim burada.

Geçtiğimiz yıl sahip olduğum 2011 model Nissan Juke için 1.500 TL kasko ödüyordum. Teorik olarak hasarsızlık indirimim ile birlikte bu yıl yaklaşık olarak 1.000 – 1.200 TL aralığına düşmesi gerektiğini hesaplamıştım -ki hesaplarım aldığım teklifler sonrasında doğru çıktı. Her ne kadar yüksek bir meblağ olmasa da -zira 10 taksit ile ödedim bu ücreti- hep kafamda “Neden daha düşük olmasın ki?” soruları yankılanıyordu. Zira işe giderken araba kullanmıyordum. Şehir dışına çıkarken uçak tercih ediyordum. Arabayı sadece Cumartesi-Pazar düzenli olarak kullanıyor, bir tek son zamanlarda Pazartesi-Çarşamba-Perşembe spora giderken kullanmaya başlamıştım. Öyle ki bu ay tam bir yılını dolduran arabam henüz 6.500 km yol yapmıştı. İşte o an “kişiselleştirme neden olmasın ki bu sektörde?” sorusu aklıma takıldı ve bu model üzerine biraz düşünerek bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Kişiselleştirme Kurgusu

Bir kaç paragraf yukarıda bahsettiğim gibi, aslında karşılıklı taahütlere dayanan çok basit bir kurgudur. Kişi kendi ihtiyaçlarını kasko şirketine bildirerek kişiye özel bir kasko poliçesi talebinde bulunur. Uzmanlar bunun üzerinde çalışır -zor değil, sağlık poliçesi hazırlanırken bin türlü teste girip çıkılıyor, bin türlü hastalık tetkikler sonucu kapsam dışı bırakılıyor…vs. Peki nedir bu kişisel ihtiyaçlar? Yine kendimden taahüt bazında örnek vererek aşağıda madde madde yazarak açıklayacağım;

  • Haftanın belli günleri dışında kaskonun devrede olmaması : Benim durumumda “Ben aracımı haftaiçi çıkartmıyorum garajımdan” şeklinde bir taahütte bulunarak Cumartesi ve Pazar günleri -daha net olarak Cumartesi saat 00:00’dan Pazar saat 23:59’a kadar olan dilim- dışında kaskomun devre dışı olması. Bu şekilde risk azalacak ve kasko kapsamında olmayan zamanlar dışında “Drive at your own risk”, yani “Kullanıyorum ve riskin farkındayım” şeklinde olacak. Riskin azalması sebebi ile de maliyet ve dolayısı ile müşteriye yansıyan bedel azalacak.
  • Kullanım Süresi Kısıtlaması : Aslında bir üsttekinden az daha farklı olmakla beraber, farklı bir müşteri profiline hitap eden bir sistem olabilir. Basit mantığı ile aracın kullanıldığı süreler göz önüne alınarak verilecek bir fiyat sistemi oluşturmak. Mesela aracın gece ve gündüz kullanımı. Gece kullanımında muhtemelen fiyat artacak olduğu için bunu sisteme katmayıp, aracın sadece gündüz kullanılan bir araç olduğunun taahüdünü vererek riski azaltarak maliyeti düşürebilir ve kasko bedelini aşağı çekmek mümkün olabilir.
  • Şehir İçi/Şehir Dışı Kullanımı : Bilenler bilir, bu arabadan önce bir Opel Corsa’mız vardı. 1998 model ve 39.000’deydi sattığımızda. Bunun sebebi basit. İki adet araba vardı. Opel Corsa hiç şehir dışına çıkmadı. Hep Altunizade-Koşuyolu-Acıbadem hattında bir minibüs edası ile takıldı. Peki konu ile ne alakası var? Çok. Ben bu aracı şehir dışında kullanmıyorsam buna göre bir kasko düzenlemesi yapılabilir. Mesela denebilir ki “Araç kayıtlı olduğu il sınırları dışında şirketimiz sorumluluğunda olmamakla beraber, herhangi bir ödeme hakkı talep edilemez”. Ne işime yarar? Çok. Zaten şehir dışına çıkarken kullandığımız bir arabamız var ve ona full kasko bedeli ödüyoruz. Şehir dışına çıkartmadığımız araba için neden full paket ödeyeyim böyle bir kişiselleştirme olsa? Dolayısı ile yine risk azalacak -kazaların çoğunun hız dolayısı ile şehirler arası yollarda olduğunu hesaplarsak hatrı sayılır bir miktarda- ve dolayısı ile müşteriye yansıyan bedel yine düşecek.

 

Son söz

Kesinlikle bir sigortacı değilim ve bu yazdıklarım tamamen bir tüketici ya da son kullanıcı olarak, bana bu sektörün nasıl daha iyi ve daha ucuza hizmet verebileceği konusundaki görüşlerim. Elbet bunu okuduktan sonra “sistemden bihaber adamın yazdıklarına bak” diyenler olacaktır. Ama gel gör ki sistemden bihabersek bunun sebebi de kapalı sistemler kullanarak neyin nasıl hesaplandığını dışarısı ile paylaşmayan sektör insanlarıdır. O tarafsızlığı da beklerim kendilerinden eğer yorum yapacaklarsa…