The Dark Knight’tan beri bekliyordum kendisini. Cuma günü gösterime girmeden dört gün önce MyBilet üzerinden almıştım biletimi. IMAX’lerde yer kalmamıştı ve spoiler almamak adına yapılacak en akıllıca şey derhal gidip “bir şekilde” izlemekti. Gerçekten de “bir şekilde” izledik, beğendik.

Aslında bu yazıda The Dark Knight Rises anlatıyor olmayı çok isterdim. Zira gerçekten güzel bir film ve seriyi “bence” gayet iyi bitirmiş. Beğenmeyenler için şöyle bir notum olacak ki, Batman Forever ve Batman & Robin izlemiş bir nesil olarak bunu beğenmemek gerçekten zor. Fakat dediğim gibi bu yazıda ben film üzerine değil, filmi izleme tecrübemiz üzerine bir yazı yazacağım. Dolayısı ile film ile ilgili bilgi edinmek isteyenler buradan sonrasını okumayabilir.

Capitol, her nedense İstanbul’daki AVM (nasıl bir dile dolanmaysa)’ler arasında en sevdiğim olmuştur. Az ama öz marka konsepti ile, yine küçük alanına rağmen zengin yemek seçeneklerine ek olarak gayet düzenli servisi ve belki de Türkiye’de ilk CapGetir hizmeti ile… Gerçekten bir şekilde aradığımı hep bulduğum bir yerdi. Hala da öyle aslında. Üniversiteden beri de sinemaya burada gitme alışkanlığına sahibiz. O kadar büyük bir alışkanlık ki bu, Spectrum 14 Sinemaları, Belediye’den mühür yiyip de Spectrum 14-X olup da büyük salon sıkıntısı yaşadıkları dönemde bile ben burada giderdim sinemaya. Hem evime yakın olması, hem de daha önce belirttiğim sebeplerden dolayı…

İlk paragrafta belirttiğim gibi, biletlerimizi dört gün önceden MyBilet’ten aldık. Tabii ki her zamanki gibi Capitol’de, orjinal/altyazılı ve gayet geç bir matineye (22:15). Bilet alırken yanılmıyorsam 15’er dakika ara ile iki matine vardı. Biz de 22:15’i tercih ettik. Salon numaramız 11, koltuk numaralarımız ise L8-L9. Bu gereksiz bilgi neden diye soranlar için, en arkanın tam ortası. Cuma akşamı MyBilet otomatından biletlerimizi bastığımızda, salonun 10, koltuklarımızın ise K9-K10 olduğunu gördük. Müdür zannettiğim bir kişi ile konuyu konuşmaya gittiğimizde, iki matineyi “teknik sebeplerden ötürü” birleştirdiklerini -ki bence iki salon da dolmadığı için demenin başka yolu bu- ve bizi de başka salona aldıklarını söyledi. İnatla “benim koltuklarım en arka sıradan” dememe rağmen “bu salon daha ferak, arkanın zaten hemen iki sıra önü, ne olacak ki?” sorusu ile karşılaştık. Şimdi cevabın saçmalığını geçtim, ama ben bugüne kadar hep oradan almışım koltuk. Kaldı ki dört (4) gün önceden almışım bileti, ve seçtiğim koltuklar bunlar. Neden bana sormadan yer değiştiriyorsunuz? “Bu salon daha büyük, daha da ferah, valla çok memnun kalacaksınız” .

Uzuncana bir tartışma sonrası en arkadaki iki koltuğu -yani aslında seçtiğim koltukları- istediğimi söylediğimde ise verilen cevap dünyalar komiğiydi; “Şimdi orası rezerve edilmiş, rezervasyon düşerse sizi oraya alalım”. Ulan arkadaşım, rezervasyonu senmatine günü yapmaya başlıyorsun. Yani benim dört gün önce aldığım koltuğu bana vermemekle kalmıyor, bir de sığır gibi boş bırakıp, rezerve ettiriyorsun, üstüne benden bir de rezervasyon kovalamamı istiyorsun? Ben eğer bunu istesem neden MyBilet denen senin iş ortağın bir firmadan DÖRT gün önce bilet alıp, koltuğumu seçip, filme 30 dakika kala sinemana geleyim? Yine aynı cevap; “Bu salon daha büyük, daha da ferah, valla çok memnun kalacaksınız” .

Tartışmanın sonuna doğru -zira baya sıkılmıştım- bana haber vermeden bunu nasıl ve neden yaptıklarını sordum, fakat bu sefer cevap olarak “Bu salon daha büyük, daha da ferah, valla çok memnun kalacaksınız” ‘ı kabul etmeyeceğimi de net bir şekilde belirttim. Aldığım cevap “Biz MyBilet’ten sadece bilet alanların ismini görüyoruz” oldu. Yani MyBilet’e “biz bu matineleri değiştiriyoruz, sizin üstünüzden bilet alan tüketicilere bir mail ya da sms atar mısınız?” demek mümkün değil. Ama MyBilet normal zamanda gayet mailing ve sms gönderimi yapmakta. Kaldı ki iş ortağı olarak böyle bir durumda “hayır sistemimi kullanamazsınız” demeyeceği de aşikar, zira kendi kullanıcısı da mağdur olacak. Bunu anlattığım da “o da bizim şeyimiz olmuş işte ehe ehe” dedi karşımdaki kişi. Şeylerinin ne olduğunu sorduğumda salonun daha büyük ve ferah olacağını söyleyeceğini anladım ve arkamı dönerek uzaklaştım.

Şimdi ben bu yazıyı neden yazdım? “10 yıldır gidiyorsun, bir kere yapmışlar, nedir yani?” diyecek çok olacaktır. Doğrudur. Buna lafım yok. Benim lafım yalan söylemeye, tüketiciyi salak yerine koymaya, hadi onu da geçtim, en kötü ihtimalle iş bilmezliğe. Sonucunu düşünmeden yapılan işler her daim kötü sonuç getirir. Bence o iki salon dolmadığı için Capitol Sinema yönetimi ikisalonu birleştirdi ve ben “bir şekilde” o filmi izlediysem de memnun kalmadım aldığım hizmetten. Maliyetleri düştü tek salon kapalı kaldığı için belki, ama memnuniyetsiz bir müşteri edindiler. Eğer o yaptıkları hamleden dolayı ettikleri kâr, benim memnuniyetsizliğimden daha büyük bir değerse onlar için diyecek bir lafım zaten yok; ama eğer değilse iki kere düşünmeleri ve en azından o matinede mağdur ettikleri/ön bilgilendirme yapmadıkları herkese şu an bile olsa bir özür mesajı göndermeleri gerekir. Zira zararın neresinden dönülse kârdır ve hiçbir hata geri dönülemez değildir.

Ha bu arada, film gayet iyiydi. Tek cümlelik özeti ise “Hobbit’i beklemek için başka bir sebep” diyor ve yazıyı bitiriyorum.