Bu sıralar etrafımdaki konuşmalar bana çok fazla yazı malzemesi çıkartıyor. Bugün yazacağım yazı da bunlardan biri olacak. Dün ismi lazım değil bir mekanda, yan masamızda oturan üç adet hevesli gencin konuşmalarını ve aslında hayatın “okkadar” da basit olmadığı, neden bir Google’ımız olamadığı ve girişimciliği nasıl da bilmediğimiz konusunda bir şeyler karalamak istiyorum. Ama önce aşağıda daha önce yazdığım iki adet yazının linkini paylaşacağım ki, belki önce onları okumak fayda sağlayabilir;

Sınırlı Yaratıcılık ve 7 İroniler
Hayattan Beklenenler ve Getirdikleri
 

Antalya’dan çok geç döndük geçtiğimiz gece. Buna efsane İstanbul trafiğini de ekleyince 01:30 sularında evde olmuş, bir saat kadar bizi manyaklar gibi özleyen kedimizle ilgilendikten sonra 03:00 sularında yatmıştık. Kalkışımız ise (günü halen Pazar sanmamızdan dolayı olsa gerek) 14:00 civarı olmuştu. O saatten sonra evde değil kahvaltı hazırlamak, çay bile demlemeye üşendiğimizden Koşuyolu’na kahvaltıya gitmeye karar verdik ve her zaman gittiğimiz mekanlardan birine gittik.

Oturduğumuz masanın yan masasında, üç adet genç bir adet MacBook Pro’yu açmış bir şeylere bakıp hararetli şekilde bir şeyler tartışıyorlardı. İlk önce pek ilgimi çekmedi, fakat “YouTUBE gibi ama daha farklı, onun canlı yayınlısı” cümlesini duyduğumda can kulağı ile bir yancı misali dinlemeye başladım gençleri. Belli ki bir girişimcilik üzerine konuşuyorlardı. Çok muhtemel birinin bir fikri vardı, arkadaşına anlatmıştı; arkadaşı da o konulara hakim başka bir arkadaşı olduğunu söyleyip ekibi üçe tamamlamış ve bu toplantı (!) ayarlanmıştı. Konuşulan şey ilk başta livestream (canlı yayın) üzerinden yürüyen bir video portalıydı. Yapılmadığı iddia edilse de yapılmıştı (justin tv ve türevleri). Daha sonra her nasıl olduysa video üzerinden bilgi paylaşımı sistemine döndü ve kesinlikle Türkiye’de olmadığı konusunda uzlaşıldı, ki yapılmıştı (Uzman TV ve hatta gerektiğinde YouTUBE). Üçüncü aşamada yine video ve canlı chat sistemi üzerinden danışmanlık sisteminin çok yaratıcı olacağı ve kesinlikle Türkiye’de yapılmadığı konusunda -yine- uzlaşıldı, fakat tartıştıkları sistemin aslında muhtemelen memurlar.net, forum.donanimhaber ve türevlerini videolu/canlı chat sistemli yapmaktan farklı olmayacağını hala anlamamışlardı. Ben de gidip anlatmaya üşendim. Kaldı ki bu şekilde çalışan özel zümrelere dahil (doktor, avukat, danışman…) bir çok kişi de online olarak bu hizmeti kendi mecrası üzerinden vermekte. Konuşmanın en sonunda ise -livestream olarak başlayan konuşma- bir anda İK sistemlerine veonline cv sistemerine döndü. “Aslında CV işini biraz daha eğlenceli yapsak tüm şirketlerin İK’ları atlar” cümlesini duydum, gözlerimden yaşlar süzüldü. Hatta “Görsel CV bugüne kadar hiç denenmedi, o da başarılı olabilir” cümlesi söylendiğinde aklıma about.me adresimin arka fon görselini uzun zamandır değiştirmediğim aklıma geldi. Fakat belki de ikinci en acı olay -ilkini birazdan yazacağım- “Monster’ın Türkiye’de başarılı olmaması kesinlikle isminden ötürü ağbi, başarılı olamadı adamlar” cümlesini duymak oldu; ki Monster yanılmıyorsam Türkiye’deki İK siteleri arasında ilk 3’teydi. Buna Eczacıbaşı, P&G, Koç Grubu gibi kendi İK sistemlerine sahip şirketler dahil değil, sadece öz olarak İK işi yapan, kariyer.net, secretcv.com gibi sistemlerden bahsediyorum… Ki bakın kaç paragraf yazı yazdık, hala bir kere LinkedIN demedik… Ece ile birbirimize bakıp güldük. Fakat sonra işin en acı kısmı geldi…

“Facebook gibi, ama daha farklı…”

Az önce Monster’ın sadece ismi yüzünden Türkiye’de başarısız olduğunı iddia eden kişi ismin çok önemli olduğunu söyledi. Özellikle Google ve Twitter’ın ne kadar güzel ve akılda kalıcı isimler olduğu konusunda üç kişi de hemfikir olduktan sonra bir isim arayışı başladı. Daha henüz livestream mi, yoksa İK sistemi mi olacağı belli olmayan bir projeye isim aramak. Ben o an hesabı istedim, ödedim ve kalktık.

Belki bilen bilir, üniversitelerde olmasa da kendi çapımda bazı eğitim programlarım var. Özellikle Dijital İletişim Stratejileri ve Sosyal Medya Proje Yönetimi konularını sevdiğim/hakim olduğum için bu konularda eğitimler vermekteyim talepler geldikçe. Hani “sen ne konuşuyorsun aga?” diye soran olursa… Oradaki eğitimlerde anlattığım üzere, bir projenin çeşitli aşamaları vardır, fakat en önemli kısımlarından birisi projenin amacıdır. O projeye gerçekten ihtiyaç var mıdır, varsa ROI -Return of Investment- ne şekilde ve ne sürede olacaktır. Ben o gün, orada gerçekten bu ve bunun gibi eğitime muhtaç olan hevesli gençleri gördüm. Fakat sadece hevesli, kanımca araştırma bile yapmamış; hepsi birbirini gazlayan “evet abi şahane iş olur, herkese de satarız” diye sevinen, doğmamış çocuğa çorap ören üç genç. Livestream diye başlayıp, online İK’ya hakim olmadan sistemlerin aslında ne kadar kötü olduğundan dem vurabilen…

Konuyu biraz aydınlatmak ve belki bu arkadaşların bir şekilde bu yazıyı okuması durumuna nerede hata yaptıklarını farketmeleri için bir şeyler karalayıp yazıyı bitireyim. Öncelikli olarak CV’leri daha eğlenceli hale getirmek, tüm şirketlerin İK firmalarını çekmeyecektir. Kaldı ki “kariyer.net’ten 5 kişiyi çağırdım, 4’ü görüşmeye gelmedi!” veryansınının kariyer.net’in leşliği ile ilgisi yoktur, beklentiler ve açık pozisyon ile ilgisi vardır. Beni de yakın zamana bir görüşmeye çağırdılar, ama gitmedim; fakat kariyer.net üzerinden ulaştıkları için değil, mekan Gebze’de olduğu ve şu an aktif bir iş arayışında olmadığın için… Buna ek olarak şirketler zaten hali hazırda bunun için çeşitli İK firmaları ile çalışmakta ve ön görüşmeleri onlara yaptırmaktadır. Dolayısı ile zaten “YAPILMIŞI VAR”. Bir diğer parmak basmak istediğim nokta ise “1,5 sayfalık CV’de ne anlatabişlirsin ki hacı, sosyal cv, sosyal cv, sosyal cv…” şeklinde giden bir cümle. Bir girin, LinkedIN’e bakın, hatta üşenmeyin benim CV’mi inceleyin. Orada her iş yerinde ne yaptığım özet şekilde yazmaktadır. Kaldı ki zaten oradaki amaç 1,5 sayfalık CV ile kendini anlatmak değil, fikir vermektir. Bunun devam filmi de çekildi, adı da İş Görüşmesi. Herkes en az bir kez izlemiştir. Ha illa sosyal cv denen bir şey görmek isteniyorsa, yanılmıyorsam Özgür Alaz’ın Google Maps üzerinde hazırladığı bir CV vardı. O incelenebilir, ama dediğim gibi “YAPILMIŞI VAR”.

Parayı değil, tecrübeyi vurmaya çalışın!

Benim o gün gördüğüm, ki yanılmıyorsam iki hafta kadar önce de FSM Üniversitesi’ndeki derste söylediğim bir şey vardı. Para amaç değil, araçtır. Tecrübe ve bilgi birikimi olmadan daa yukarı çıkamazsınız. Ama sürekli “parayı vurayım!” kafasında ilerlerseniz de hayat size vurur; 35 yaşında hala “Facebook gibi, ama daha farklı” gibi cümleler ile kendinizi avutursunuz. Ben o gün Fikir vs Strateji ayrımında verdiğim tüm örnek cümlelerin kullanıldığına şahit oldum ve gerçekten hazırladığım eğitimin case olarak yaşayan hali ile karşılaştım. İnşallah bu yazıya bir şekilde denk gelirler de nerede hata yaptıklarını anlar o gençler. Ha ama bugün onları tekrar görsem soracağım tek bir soru var;

“İsmini koyabildiniz mi?”