Bu yazının aslında bir başlangıcı var; o da şurada. Bir de Ekşi Sözlük’te zamanında yazdıklarım var ki onları da burada tekrar etmek istemediğim için şuradan link vereyim.

Friday Night Lights 9 Şubat 2011’de mükemmel bir final ile veda etti. Fakat ben yoğunluk ve vakitsizlikten dolayı geçtiğimiz haftasonumu ancak ayırarak yeni bitirebildim ve kendisine muhtemelen Mayıs sonunda House M.D.’ye yapacağım gibi bir saygı duruşunda bulunmak istedim.

Ben dizilerde herkesin mutlu olduğu, herkesin başarılı olduğu senaryolardan haz etmem. Gerçeği yansıtmasını severim. Mesela bir futbol takımında 30 kişi varsa, onların hepsinin başarılı olması sadece senaryoda olur. İşte Friday Night Lights bana bu gerçeği yansıtan, Any Given Sunday’den gelen amerikan futbolu sempatimi de üzerine ekleyerek bağımlılık yaratan yegane diziydi. Çok fazla sorun ile boğuştu aslında son iki sezonunda. Özellikle belki de Direct Tv-101’e geçerek reyting kaygısından uzak bir şekilde geçirmesi son iki sezonunu herkes için çok daha iyi oldu. Fakat bu sorunlara rağmen son iki sezonda Connie Britton ve Kyle Chandler’ın Emmy’lerde En İyi Kadın ve Erkek oyuncu dallarında aday olup, Kyle Chanler’ın kazanması, aslında bu yapımın ne kadar kaliteli olduğunun en büyük göstergelerinden birisiydi. Ve bugün gelip bana şu güne kadar çekilmiş en UNDERRATED yapımı sorsalar, hiç çekinmeden Friday Night Lights derim.

Son sezona ve finale gelirsek, Battlestar Galactica -çok farklı bir konsept olmasına rağmen- ve Siz Feet Under’la birlikte izlediğim en iyi finallerden birisini yaptı (Henüz House’un finalini görmedik, ama ondan da böyle bir beklentim var). Özellikle son üç bölümde diziye dönen eski oyuncular ve dönmeyenlere yapılan göndermeler mükemmeldi. Smash Williams hakkında 4. sezonda “Bu çocukta iş var” olarak anılmasının ardından, son bölümde “O gerçek bir yıldız!” olarak bahsedildiğini gördük, derslerinde süper olan bir kızın aslında en büyük hayalinin üniversite olmadığını ve her derslerinde iyi olan insanın üniversitede başarılı olamayacağını gördük, Texas Football diye geçen kavramın nasıl bir ikiyüzlülük içinde yönetildiğini ve başarının bile bir kriter olmadığını gördük, fedakarlığı gördük…

Ekşi Sözlük’teki yazılarımdan birisinde bu dizide kullanılan zaman kurgusunun şahaneliğinden bahsetmiştim. Özellikle ikinci sezon finali ve üçüncü sezon başlangıcı arasında geçen sürenin kurgulanmasından bahsetmiştim. “State Finals” ile “8 Months Later” arasında geçen süre de aynı mükemmellikte kurgulanmıştı finalde. 63 yardlık o son pasın Touch Down olup olmadığını ancak şampiyonluk yüzüklerini gördüğümüzde farkedebildik. Fakat en güzeli, belki de Eric Taylor tarafından söylenen, dizinin son anlamlı cümlesiydi;

“Clear eyes, full hearts…” cümlesine “Can’t lose” karşılığını vermeyen yeni takımına “OK, we’ll work on that later” demesi ve ışıkların sönmesi, bize bir dizinin nasıl bitmesi gerektiğini tekrar tekrar gösterdi.

Cuma gecesi ışıkları söndü ve en iyi diziler arşivimizdeki yerini aldı. Connie Britton, American Horror Story’de her ne kadar oynamış olsa da benim için hep Mrs. Taylor olarak kalacak. O kadar içime işledi bu dizi. Yazıyı, sona en çok gidecek bir Friday Night Lights klibi ile bitireyim. Ara ara bu yazıyı okuyup sezon finallerini izlemek üzere…