Popomundo oynadığımız dönemde “ay haftaya Londra’da konser var, doğum da sonraki hafta, ordan da Dubrovnik’e geçicez” muhabbetlerine karşılık aldığımız tepkiler belki de dünyanın en dumur tepkileriydi. Konudan bihaber insanların “oha kadın hamile ama zerre kilo almamış, hem de iki hafta sonra doğuracak, üstüne bir de konsere çıkıyor” misali bakışları, gözbebeklerinin büyümesi ve adeta suratlarınan okunan “Lan?” ifadesi paha biçilemezdi.

“Murat Can ve Ece’nin evinde sevimli bir konuk var şu aralar” gibi bir ikinci sınıf ana haber bülteni girişi yapmak istedim. Evlendiğimiz 1 Ağustos 2010 tarihinden beri işlerimizi yoluna koymak, evi düzenlemek ve bir şekilde yaşamaya çalışmak görevlerinin yanında, yılların da verdiği bir aşk ile kedi arayışımız sürüyordu. Ta ki iki hafta öncesine kadar. Aslı’nın telefonu ile bir hışım evlerine gidip sürekli kükrüyor mu, nefes mi alıyor belli olmayan gri kıl yumağı ile tanıştığımız anda bu arayış sona ermişti. Tek sorun şuydu; YAŞAYACAK MIYDI? Zira ilk bakışta anlaşılacak kadar hastaydı. İki haftalık süren yoğun tedavi sonrasında doktor yaşayabileceğine kanaat getirdi ve artık onun da bir ismi ve kimliği var (kahramanlık yapmasını bekleyemedik); PİKSEL.

Her ne kadar şu anda sadece çiçekleri kemirip, kapı tutacakları, terlikler ve ayakkabılar ile kavga eden; benim deyimim ile Some Kind of Monster olsa da bir şekilde ailemizin bireyi olmayı başardı kendisi.

Adı : Piksel
Soyadı : Can
Rengi : Gri
Cinsi : Karmaşık bir şey

“Hoşgeldin çocuk, ama aslında öyle değil”