Evimi taşırken

haymatlos    Alm. heimatlos
sf. huk. Vatansız.

Benim için biraz daha değişik bu aralar bu sozcugun anlami. “Vatansiz” dan ziyade “Yersiz / Yurtsuz” ya da “Nerede yasadigi belli olmayan” tadi yakalamis gibi ev tasimaktan oturu.

10 yildir ayni evde oturuyorum ve vaktimin cogunu odamda geciriyorum. Cok uzun zaman ugrastim odamin istedigim gibi olmasi icin ve hakkaten 10 yillik bir cabanin sonucunda hakkaten “burasi benim hayalimdi” diyebildigim bir odaya sahip oldum. Ama ne acidir ki hic fotografini cekmek aklima gelmedi ve acikcasi esyalarimin bir kismi gittikten sonra da cekesim gelmedi hic icimden. Iste mevzu burada derinlesti bir anda. Bu tasinma sureci benim gibi odasini mabedi kabul eden insanlar icin gercekten aci verici olabiliyormus. Cunku eski odani artik sizi yansitmaz / anlatmazken, yeni odaniz o 10 yillik urunun tatminini saglamadigi icin kendinizi yersiz hissetmenizi sagliyor, o kadar ki insan kendi evinde vakit gecirmek istemiyor. Oysa ki o kadar alismisim ki sagima baktigimda kutuphanemde boy boy kitaplarimi gormeye, 2 yildir ince Mi’si kopuk olan klasik gitarimi gormeye, ayagimi uzatmaya kalktigimda toz yigini olan amfime carpip kufur etmeye… Biliyorum yeni evim bu kadar net beni anlatmicak, zira sadece “benim” evim olmayacak kendisi; fakat en cok gorecegim duvarima bir Dark Side Of The Moon posteri asmayinca onun benim evim olacagini hala dusunmuyorum. Cunku ben iPod dockunun ustundeki 2 santim kalinligindaki toz dahil hersey ile alismisim buraya.

Ha bir de bu yaziyi yazmaya beni iten sebebi belirtmeden geceeyecegim; cunku nasil bitirecegimi bilemedim yaziyi. Mazhar Alanson’un Mazhar Olmak albumunu dinlerken gitar calasim geldi, ama gitarlarin olmasi gereken yerde yarin tasinmasi gereken cantalari gorunce gitarlari aslinda cok onceden goturdugumu farkettigim an bu odanin aslinda benim odam olmayi biraktigini anladim ya. Iste o an aklima ilk gelen kelime oldu Haymatlos. Zamaninda Passaparola’da cikmisti. Hic Passaparola’ya da katilmadim.