Dün FSM Üniversitesi’nde Erdal Erdoğdu’nun konuğu olarak Dijital İletişim Stratejileri üzerine küçük bir eğitim verdim. Öncelikle buradan kendisine (tekrar) beni konuk ettiği için teşekkürü bir borç bilirim. Dersler sonrasında öğrenciler ile uzuncana bir süre muhabbet etme şansımız oldu. Belki gerçekten moral bozucu yönleri vardı bu muhabbetin, fakat gerek Erdal’ın, gerekse benim anlattığım şeylerin en büyük ortak yanı tamamen gerçek olmasıydı.

Biraz geçmişe gidelim. Yıllardan 2010 olsun ve ben 2008 yılında askerden finansal krizin orta yerine düşercesine dönerek işsiz gezmemin neredeyse ikinci yılını kutluyor olayım. Dün gibi hatırlıyorum babamın “istersen danışmanı olduğumuz firmalardan birine seni referans edebilirim” teklifine,”benim eğitimim yeterince iyi, beni sadece senin oğlun olduğum için almaları hoş olmayabilir” cevabını verişim. Yaşım henüz 26’dı ve gayet iyi bir eğitimim vardı. Işık Üniversitesi İşetme Bölümü’nü bitirmiş, hiç ara vermeden Boğaziçi Üniversitesi’nde Yönetim Bilişim Sistemleri Yüksek Lisans Programı’ndan mezun olmuştum. Mezun olur olmaz askere gitmiş, fakat altı aylık kısa dönem askerliğim sonrası finansal krizin orta yerine düşmüştüm. Şimdi o çok güvendiğim eğitimim hiçbir fayda getirmiyordu. Boş durmamak adına küçük web tasarım işleri yapıyor, bir şekilde “1 TL > hiçbirşey kazanmak” mantığı ile en azından bir şekilde para kazanıyordum.

2008 Mayıs’ın dönmüştüm askerden ve yıl 2010 olmuştu ki hala bir işim yoktu. Kriz gereğinden fazla uzun sürmüştü. Buna ek olarak evlilik planlarımız başlamış, nikah tarihi alınmış, düğün planlamaları hat safhadaydı. Yaşım ise 26’nın sonlarıydı. Çok net hatırlarım 7 Ocak’ta başladım gelen teklif üzerine KFC’de çalışmaya. İki lisan biliyor, iki üniversite diplomasına sahiptim; fakat KFC’de kasiyerlik yapıyor, gerektiğinde tavuk kızartıyor, burgerleri hazırlıyordum. Burada kesinlikle “ben bunu haketmedim!” gibi bir iddiam yok. Fakat askere giderkenki beklentim, döndüğümde iş olanaklarının çoğalacağı, kurumsal firmaların önümde sıraya girmese de bana imkan verecekleri yönündeydi. Hiç de öyle olmamıştı ve hayatın bana getirdiği bol bol Colesaw salata, kova kova kanat ve but, baya iyi pişirdiğim KFC Biscuitleri oldu.

4 ay çalıştım KFC’de elimden geldiğince gocunmadan. Bu süre esnasında yaşadıklarımı yazmaya gerek bile duymuyorum. Muattap olduğum insanların bana yaptığı muameleyi ben bugün bir insana yapsam, muhtemelen devekuşu gibi kafamı toprağa gömer, ölene kadar da çıkartmam diye düşünüyorum. Zaten burada o dönemlerde yaşanıp da anlatılmışı var. 4 ay sonra ayrıldım. Şansım bir şekilde yaver gitti, TurkNet İletişim’e geçtim. Bir yıl boyunca Asistan Ürün Yöneticiliği yaptıktan sonra, 1,5 yıl kadar önce Zarakol Digital ekibine dahil oldum. Marka Yöneticisi olarak başladığım işimde, bugün İş Geliştirme ve Proje Yöneticiliği yapıyorum.

Neden böyle saçma sapan bir yazı yazdığımı düşünenler çok olabilir. Yazının burasına kadar okuyan varsa da takdir ve teşekkür ediyorum. Neden yazdım? Dünkü eğitimden sonra yaptığımız muhabbet esnasında gelen birkaç yorum vardı. Sosyal medya sektöründe, bir sertifika sahibi olup da neden çaylak olarak başlandığını sormuşlardı. Fakat en acısı ise “Ben X yaşındayım ve benim belli standartlarım var” cümlesini duymak olmuştu benim için. Bu cümlenin üzerine yukarıda yazdıklarımı birebir olarak anlattım. Benim de standartlarım vardı 26 yaşındayken. KFC’de çalışıyordum, fakat o zamana göre lüks sayılabilecek bir arabam vardı. İşe gidip çalışıyor, daha sonra çıkıp, yine o zamana göre lüks sayılabilecek mekanlarda arkadaşlarımla buluşuyordum. Az para kazanıyordum, ama hiç para kazanmaktan daha iyi olduğunu bildiğim için bir şekilde katlanıyordum. Hayatında en büyük başarısı iki kişilik bir ekibi yönetmek olan kişilerin kaprislerine katlanıyor, askerde bile temizlemediğim tuvaletleri temizliyordum. Ama bir kere olsun bile kendime “ben iki üniversite bitirdim, burada ne işim var?” ya da “bu benim standartım değil lanet olsun!” cümlelerini kurmamıştım. Bugün olsa muhtemelen yine kurmam.

Bugün insanların en büyük sıkıntısı kendilerini gözlerinde çok büyütmeleri. Hayata sadece kendi kişisel pencerelerinden bakıp, diğerlerini hiç düşünmeden “benim standartlarım!” diye konuşabilmeleri. Kısa bir sürelik eğitim sonucunda, büyük işler yapabileceğini düşünen insanlar iş hayatında sürekli karşımıza çıkıyor ve yaptıkları/yapamadıkları işleri gördükçe bu sisteme lanet ediyoruz. Ve en büyük gerçek ise bi işi senden iyi yapan en az bir kişi vardır gerçeği. Bunu kabullenememek. Ben her zaman insanların standartlarına saygı duymuşumdur, fakat hayatın; hatta iş hayatının bir gerçeği de şudur ki kimse kimseyi hayat standartları ve/veya yaşı yüzünden işe alıp da ihtiyacı kadar maaş vermez. Sektör tecrübesi ve bilgi esastır; esas olmakla birlikte birbirine paraleldir. Biri olmadan diğeri olamaz, ikisi olmadan bir yere gelmek mümkün olamaz.

O gün arkadaşlara söylediğim son şey şuydu; “Standartlarınızı bir kenara bırakın. Nereden başlarsanız size bir şekilde faydası olacaktır. Artık faydası olmadığını düşündüğünüz yere kadar o işe tutunun, faydası kalmadığını düşündüğünüz an alternatiflere bakın”. Belki çok holding sahibi cümlesi gibi, ama gerçek. Zira o standartları bir kenara bırakmadığınız sürece her zaman ketçap ve mayonezin yanında barbekü sos olmadığı için mutsuz olacak, suçu da kasiyere atacaksınız.

Afiyet olsun.