Listeye giremeyen albümlerden sonra ilk 50’nin geri sayımına başlayalım… Yazının ilk kısmına buradan ulaşabilirsiniz.

Yazının başına buradan ulaşabilirsiniz.

50. Fuel – Something Like Human : Bu albüm hakkında aslında daha önce bir yazı yazmıştım. Bu listede olmasının sebebini onunla açıklayalım. Buyrun buradan okuyun.

49. Julian Plenti – Is Skyscraper : Late Night With Conan O’Brian’da ilk kez dinleyip beğendiğim ender gruplardan. Daha sonra öğrendik ki aslında Interpol grubunun bir yan projesiymiş. Tek albüm çıkmasına rağmen, hem hareketli hem de gerektiğinde yavaşlayan temposu ile yükseklerden olmasa da bu listede yer edindi. “Shake Me Skyscraper” sözleri ile aklıma kazınan albümdür.

48. Nada Surf – Let Go : MTV’nin MTV olduğu, sabah akşam Rihanna’ların, hatta  MTV-TR olması ile birlikte saçma sapan Türk grupların çalınmadığı dönemde Popular şarkısı ile keşfetmiştim Nada Surf’u. Kararında bir sertlikleri vardı. Fakat buraya beni kendilerini sevdiren Popular’ın içinde olduğu albümü değil, Ece’yle çıkmaya başlamadan 1-2 hafta önce çıkarttıkları single’ları Paper Boats’un içinde olduğu Let Go albümünü koydum. Zira o benim için daha özel.

47. Queens of the Stone Age – Songs for the Deaf : Albüm üzerine bir şey yazmaya gerek yok. Mark Lanegan’ın adı yetecektir. Ha bir de bu albümde Dave Grohl davullardaydı.

46. Limp Bizkit – Choclate Starfish and The Hot Dog Flavoured Water  : benim yaş grubumda bulunup da belli bir tarz müzik dinleyen herkesin en az bir Limp Bizkit albümü ile anısı vardır. Benimki ise Significant Other albümü ile. Çok hoş bir anı olmasa da, Limp Bizkit’in Türkiye’de en çok tutulan albümlerinden biri olup, bana kendisini baştan sona sıkılmadan dinletebilen yegane Limp Bizkit albümü olmuştur. Fakat bu listeye o değil de; dinlenebilirliğinin daha yüksek olması sebebi ile ondan bir sonraki albümü girdi. Ha neden Significant Other’ı yazdın o zaman derseniz, ona da selam çakmadan edemedim.

45. Snow Patrol – Eyes Open : Belki daha yukarılarda olması gerekirken, dişli rakipler sebebi ile ancak burada yer bulabilen yegane Snow Patrol albümü. Fallen Empires ile yine çok iyi bir iş yapmış olsa da, Chasing Cars ve Set The Fire To The Third Bar onu bu listeye soktu. Bir Run gerçeği de var, ama o maalesef bu albümde değildi.

44. Placebo – Without You I’m Nothing : Alternatif rock denince akla gelen ilk isimlerden Placebo. Bu bir gerçek. Bir çok kişinin ilk 10’unda bile olabilir belki, ama benim için ilk 50’de. Çok iyi işler yapıyorlar, ama belki de ben eskisi kadar alternatif rock dinlemiyorum. Muhtemelen sorun onlarda değil, bende.

43. Silverchair – Frogstomp : Silverchair’in ilk çıkış albümü. 1995 yılında, bu arkadaşlar henüz 15 yaşındayken çıktı. Sertlik kıvamı yüksek ve sıkmayan bir albümdü. Aynı zamanda ilk dinlediğim Silverchair şarkısı olan Suicidal Dream’e de sahiplik yapar. Biraz daha yukarıda olabilirdi, fakat Neon Ballroom faktörü onu 43 numaraya gönderdi.

42. Oasis – Standing on the Shoulder of Giants : Noel Gallagher faktörü ile favori albümlerim arasına giren bir Oasis albümü (Sunday Morning Call). Bir Morning Glory mi, değil mi tartışılır; fakat Oasis olması yeterli.

41. Arctic Monkeys – Favourite Worst Nightmare :  Arctic Monkeys, Emincan’ın deyimi ile “Ne kadar iyi müzik yaptığının kendilerinin bile farkında olmadığı” bir grup. Gerçekten çok iyi müzik yapıyorlar. Indie’nin dibini sıyırdılar desem yeridir. Fakat benim için Alex Turner denince aklıma The Last Shadow Puppets’dan sonra gelmeleri kendi başarısızlıkları değil, yan projenin mükemmelliği olsa gerek.

40. Staind – Break The Cycle : It’s Been Awhile ve Outside ile bir dönem Number 1 TV bile dahil olmak üzere neredeyse tüm müzik kanallarını (Kral TV hariç) işgal etmiş, bana sert müziği sevdiren albüm Break The Cycle. Hala aynı kıvamda müzik yapar Staind, ama “bence” üzerine hala bir şey koyabilmiş değiller bu albümün. Tıpkı Nickelback’in How You Remind Me ile yaptığı gibi, ama daha sert, daha karanlık ve tabii ki daha iyi.

39. Matthew Good – Hospital Music : Matthew Good Band’ın hemen akabinde solo olarak kariyerine devam eden Matthew Good’un yegane albümü. Champions of Nothing en çok dinlediğim şarkılar arasında ilk 10’dadır. O şarkının ekmeğini yemiştir sıralamada belki. Tam emin olamadım. Ama çok iyi albümdür.

38. Dredg – The Pariah, The Parrot, The Delusion : İlk 50’ye üç adet albümleri girince bu albümün sıralaması biraz aşağıda olmak zorunda kaldı aslında. Fakat grup bazında bakınca “bence” Dredg’in de en iyi üçüncü albümüdür. Haklarını yememek lazım.

37. Clann Zu – Rua : Declan De Barra bu grubu dağıtmasaydı neler yaparlardı bilmiyorum. O kadar. Gerisini üst sıralarda yazabilirim.

36. Grails – Refuge in Clean Living : “Bu listeye enstrümantal tek bir albüm girerse o da Grails’in bir albümü olur” demiştim. İşte bu da o albüm. Aslında ne Black Tar Prophercies, ne de Redlight’ın kendisinden geri kalır yanı var. Fakat ben bunu seviyorum bir şekilde. Kafa dinlemek, kitap okumak, oyun oynamak gibi türlü aktivitelerde arka fonda çalar. Bir Diablo 2 – OST havası var ki anlatmak mümkün değil. Hani Wilderness yerine bu adamlar doğaçlama yapsa fark edilmez. Karanlık tarafımı ortaya çıkarıyorlar gibi (Dark Side of Murat Can).

35. Stereophonics – Just Enough Education To Perform : Britanya tarafından kötü grup çıkmadığının göstergesi bu adamlar. Kelly Jones’un sesini ilk kez bu albümde bulunan Mr. Writer’da duymuştum. O gün bugündür de hastasıyım. Bana Stereophonics’i tanıtan albüm olduğundan yeri ayrıdır, 35’dir.

34. Massive Attack – Mezzanine : Massive Attack’i genel olarak severim ve ilginçtir ki en sevdiğim şarkıları bu albümdedir. İşin daha ilginci bu albümü oturup da dinlemeden önce bir şekilde şarkılara tek tek denk gelip “OHA” dememin akabinde hepsinin aynı albümde olduğunu fark etmemle birlikte en iyi albümler listeme sokmuşumdur. Inertia Creeps tadından yenmezken, Teardrop tekmeler adeta.

33. Apocalyptica – Plays Metallica : Apocalyptica bu albümü çıkartana kadar cover kültürü bir şarkıyı başkasının çalması üzerineydi. Fakat dört çello ile Metallica çalınca cover kültürü kökten değişti. Benim açımdan ise bitmek bilmeyen bir String Quartet aşkı başlattı ve Strinq Quartet’in tüm tribute albümlerine sahip olmama sebep oldu. Metallica’yı zaten severken, bunu bir de Apocalyptica’nın kendi yorumu ile çalması “33” yaptı.

32. Santana – Supernatural : Bir neslin Santana’yı tanımasına vesile olan albüm. Özellikle Rob Thomas’ın vokalde eşlik ettiği çıkış şarkısı Smooth ile yaptığı patlama, Maria Maria ve Put Your Lights On şarkıları ile artarak sürdü. Santana’nın kendisine ek olarak, bu albümde beraber çalıştığı sanatçılar (Everlast, lauryn Hill, Dave Matthews, Sarah McLachlan, Wayne Shorter, Rob Thomas)  kişiler de on numaradır.

31. Queen – Greatest Hits 1 & 2 : Tüm albümlerini bir listeye sokmaya kalksam listede diğerlerine yer kalmayacaktı, kendilerini daha yukarı taşısam “Best Of” albümü ile listeye girmiş, tepeye yerleşmiş denecekti. O yüzden ben kendilerini 31 numaraya koydum, ama gönlümdeki yeri apayrıdır. Sonuçta Queen, daha da bir şey yazmaya gerek yok.

30. Kings of Leon – Only by the Night : Kings of Leon denince akla ilk gelen şarkı Sex on Fire. O da bu albümde. Ama bu albümün buraya girme sebebi o şarkı değil. Oturup dinlediğimde huzur veriyor, sıkmıyor, arada uzun zamandır dinlemeyince tekrar dinleyesim geliyor. Bu albümün burada, hatta Queen’in üzerinde olmasının sebebi bu. Belki Queen benim dışımda herkesin listesinde ilk 3’te olabilir, işte o yüzden ben burada biraz kendi insiyatifimi kullandım.

29. Kasabian – Velociraptor : 2011’in en iyi albümü değil belki, ama en iyi 3 albümünden biri (The Black Keys ve Arctic Monkeys ile çekişir). Kendi albümleri arasında ise “bence” en iyi albümleri. O yüzden de ilk 30’dalar.

28. Gorillaz – Gorillaz :  Animasyon müzisyen olur mu sorusunun cevabını ilk klibi ile vermişti bize Gorillaz. Aynı adlı albümün çıkış larkısı olan Clint Eastwood’a  çekmişlerdi bu klibi. Oyuncu olan Clint’i pek sevemesem de, şarkı olanı hala dinlediğim en iyi şarkılardan biridir. Gorillaz’ın da bu ilk albümü, Feel Good INC. İle birlikte yaptıkları en iyi albümdür.

27. Clann Zu – Black Coats & Bandages : Durduk yere adamı tribe sokan albümler sıralamasında bir numarada olsa da, benim için 27 numarada. Rua albümünün açıklamasında yazmıştım, ilerde bir şeyler yazarım diye. Bu albümü özetleyecek yegane şey “One Bedroom Apartment”’dir. Daha da bir şey yazmaya gerek yok benim için. Dinlenmesi gerekiyor.

26. Elbow – Seldom Seed Kid : Elbow sevdiğim gruplardandır. Hatta en sevdiğim gruplar sıralaması yapsam belki ilk 30’a giremeyebilir bile. Fakat olay albüm bazında değerlendirilince Seldom Seed Kid albümü, grubun önüne geçiyor. Albümün adı hakkında ise Ekşi Sözlük’ten weatherlight’ın entry’sinden alıntı yapalım; “sarkida gecen seldom seen kid, 2006 yilinda hayatini kaybeden manchesterli bryan glancy’ye kankasi guy garvey tarafindan verilen takma addir. yani “mondays is for drinking to the seldom seen kid” diyerekten merhum bryan glancy’ye olan sevgilerini belirtirler sarkida.

Yazının devamına buradan ulaşabilirsiniz.