Anaokuldaydım o zaman. Çok net hatırlıyorum. Göztepe, İlkışık Anaokulu. Yemekhanenin penceresinden kocaman bahçesi ve salıncakları, bahçenin ön tarafından da tren yolu gözükürdü. Galatasaraylı kuzenimle beraber gidip gelirdik…

İngilizceden hallice bir ingilizce dersi vardı. Bazı kelimeler, sayılar, renkler falan öğretilirdi. O güne denk gelmişti o hallice ders. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın maçının olduğu, kuzenimin de benim de ingilizce dersinde olacağımız gün ve saate. Tahtaya çıkıp birden yüze kadar saymıştık beraber ve öğretmenden aferin almıştık. “Eytifor” dolaylarında takılmış olsak da “handrot”ı getirmeyi bilmiştik. Sonra koşarak üst kattaki yemekhaneye çıkıp, ekseriyetle He-Man izlediğimiz televizyonda maçı görmüştük. Tanju penaltı atıyordu. O kadar hızlı vurdu ki top kaleye girdi, ağlardan sekip tekrar dışarı çıktı. “Gol değil!” dedim. Sonuçta top kalenin içinde değildi. Futbola hep benden daha hakim olmuş kuzenim gol olduğunu söyledi 5 yaşında bir çocuktan beklenmeyecek bir bilgelikle. 3-0 olduğunu hatırlıyorum maçın. Sonra servise bindik, eve geldim. Babam ölümüne sarıldı bana. Maçı sordum, “4-3 kazandık” dedi. “Eüğeeee” diye sevindim. 5 yaşındaydım.

Bugün yine bir Galatasaray – Fenerbahçe maçı var ve ben işten çıkıp -umarım- yetişicem. Fakat bu sefer maçın ortasında beni eve götürecek bir servis olmayacak ve maçı doyasıya sonuna kadar izlicem. Bu sefer keyfime beslenme saatindeki süt değil, 50’lik biram eşlik edicek. Sonucu beni alakadar etmiyor, zira her daim hakedenin kazanacağını ya da kazananın hakettiini düşünen bir insanımdır. Fakat bugünkü telaşım, beni tam 23 yıl öncesine götürdü ve ben bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim. O zamanın Aykut’u bugün Fenerbahçe’nin başında, Rıdvan’ı televizyonda yorumcu. Telaşıma eklenince daha güzel bir nostalji olamazdı diye düşünüyorum… Olmasa da olur zaten…

(Alemin kralı geliyooooooğğğğğ…)