Gittik, dinledik, tatmin olduk, döndük. Rock’n Coke 2013 geçtiğimiz senelere göre line-up ile olmasa da bir çok açıdan çok daha iyidi.

Aslında bu bir tepki yazısı. Zira gittiğim organizasyonları, festivalleri, konserleri anlatmayı çok seven bir insan değilim. Anlatınca komik olmuyor. Zaten o da sözüm ona “blogger”ların işi. Ama ben yine de elimden geldiğince birkaç konuya açıklık getirip, birkaç izlenim yazıp konuyu toparlamaya çalışacağım.

Öncelikle bu yılki festival kesinlikle Rock’n Coke değil, Indie’n Coke olarak nitelendirilmeliydi, çünkü gerçekten brit-pop ve indie’ye doyarken, rock konusunda biraz aç kaldığımızı belirtmeden geçemeyeceğim. Line-up kesinlikle önceki senelere göre kötüydü. Kaldı ki Editors, Within Temptation, Jamiryo ve The Prodigy daha önceden ülkemize gelmiş ve bu yıl aslında iptal olmasaydı Vodafone Istanbul Calling’de çalacak olan gruplardı. Gel gör ki o festival iptal olunca “abi bizim Istanbul biletleri yanmasın” şeklinde buraya dahil olmuşlar. Kötü değil, fakat daha önce dinlediğimiz gruplar oldukları için müzikal açıdan çok fazla bir şey katmadı. Zira hala Smokers Outside The Hospital Doors, hala I’m Going Deeper Underground, hala Smack My Bitch Up… Ama diyorum ya, iyidi.

30 yaşın verdiği dinginlik ile kamp yerine 5 km uzaklıktaki Republika’ya konaklama mekanı olarak tercih ettik, ki muhtemelen aldığımız en isabetli karar oldu. Konser saatlerinin -bence- saçma olması yüzünden iki gün boyunca 17’den önce olan grupları dinleyemedim. Burada tabii ki bizim de geç gitme tercihimiz varken Büyük Ev Ablukada’yı 14:30, Rebel Moves’u 15:00’e koymak kanımca saçma olmuş. Zira 6 tane sahne varken muhtemelen daha mantıklı saatlere yerleştirilebilirlerdi. Kaçırdıklarımız dışında, Arctic Monkeys’i bambaşka bir yere koyarsak -bambaşka bir paragraf açarız sonra- The Cribs, Klaxxons, OnYourHorizon, Editors, Parma Violets ve Maximo Park özelikle şahane olan gruplar/performanslardı. Buna ek olarak, tabii ki bu grupları 17:30’da çıkartıp Duman ve Teoman’ı headliner öncesi çıkartmak “ama sahnesi çok iyi” demekten başka bir şey değil. İkisine de yıllar boyu dinleyerek doyduğumuz için tekrar dinleme ihtiyacı hissetmedik.

Bizim için festivalin ana amacı Arctic Monkeys’i dinlemekti. Muhtemelen çalabilecekleri en iyi setlist ile -20 şarkı- gayet güzel bir performans verdiler. Özellikle Miles Kane’in yokluğundan dolayı bir 505’i dinleme umudu yokken son şarkı olarak çalmaları bizi apayrı mutlu etti, Energizer tavşanı gibi zıplatmaya yetti. Bu bağlamda bu grup için kötüymüş, sahneleri kötüydü, olayları ne ki diye atıp tutan entellere ayrıca “bi siktir git” demek istiyorum. “Kulağıma ne hoş gelirse dinlerim” yavşakçalarından gelen bu entel türünün bunları söylemesinin yegane sebebi, Arctic Monkeys’in yaptığı müziğin kulağına hoş gelmemiş olmasıdır, ki o kulak hakkında söylenecek çok fazla şey varken ben burada susmayı tercih ediyorum.

Müzik olayını bir kenara bırakıp, genel olarak festival alanını değerlendirmeye gelirsek, Pozitif’ten sonra SHOWHOW gerçekten adının hakkını vererek neyin nasıl yapılması gerektiğini göstermiş. Önceki yıllardaki festival alanının yaklaşık 2 katı kadar bir yüzölçüme yayılan 2013 festival alanı gayet tatminkardı. Kasalarda sıra vardı, ki normal; barlarda sıra vardı, ki bu da normal; yemek kuyruğu oldu, ki bu da baya normal; ama gel gör ki neyi ne zaman yapmanın mantıklı olduğunu bilirsen, ne zaman nerenin boş olduğunu bilirsen aslında bu “normal” olan şeyler ile bile karşılaşmayabiliyordu insan. Fakat buna rağmen kasaların, restoranların, barların ve Tektekçi’lerin çokluğu tatminkardı. Özellikle hizmet kalitesi ve fiyatlar gayet makuldu (10 shot’a 60 TL verdik Tektekçi’de, ki festival için uygun bir fiyat). Ben özellikle Durex ve Mudo’nun stantlarını çok beğendim. Durex’in işinde gayet başarılı bir alt metin varken, Mudo ve FTS 64 tam bir festival can kurtaranı gibi, giyim ihtiyaçlarını uygun kalite ve fiyat ile karşılıyordu. İçindeki Rock Band de cabası.

Minik dükkanlar tarafında tabii ki en güzel dükkan Coca Cola dükkanı oldu. Mükemmel diyebileceğim ürün çeşitliliğine ek olarak, vintage ürünleri ile (levha, kapak açacağı… vs) gerçekten çok uygun fiyatlar sunarken bana da bir adet cüzdan ve bol bol magnet almak düştü. Aslında dahasını alacaktım, ama Ece tuttu… Bunun dışında Mephisto güzel bir plak ve kitap standı açmıştı, fakat ne kadar Queens of the Stone Age’in yeni plağı çekici gelse de, orada taşımak çok zor olacaktı. O yüzden Kadıköy’den almaya karar vererek stantlarından ayrıldık. Kaft’ın varlığı insanları bambaşka bir sevince boğmakla birlikte, festival modasının belirlenmesinde etkili oldu. Kime baksan üzerinde bir Kaft t-shirt vardı. Benim çok da ilgimi çekmeyip aklımda kaldığı kadarı ile gözlükçüsü, Köstebek’i vesairesi ile gayet tatminkar bir minik dükkan skalası sunarak genel hedef kitleye ek olarak, özel alt kitlelere de gayet hitap etti Rock’n Coke 2013.

Bu kadar övgüden sonra eleştireceğim noktalar da yok değil tabi. Aslında her zamanki problem. Tuvalet. Yapacak bir şey var mı bir fikrim yok, ama kamplı kalanlar için -kardeşim baya içine doğru sıçmayı çözmüş 3 gecelik kamp hayatında- büyük eziyet. Bir de birbirinin sesini etkileyen sahneler -özellikle ana sahne ve Zero. Bunlar dışında bir tek POS makineleri çöktüğü için yaşanan bir problem var ki, orada da satışları ücretsiz yaparak gönül kazanmayı başardılar. Çözümü olan problemleri böyle basit şekilde çözebilmek, ödeme alamadığı için satışı kesmenin yanında çok daha büyük pozitif katkı sağlıyor. bu da bir gerçek.

Bir de eleştireceğim kafa yapıları var ki aslında organizasyondan daha fazla kendilerini geliştirmeleri gerektiği kesin. Sürekli aynı saçma argümanlar ile ya hayatında festivale gelmemiş ya da kavrayamamış insan portresi çizmeyi başarıyorlar, ki bir yandan tutarlılıklarını takdir etmeden de duramıyorum -sürekli mallık da bir tutarlılık sonuçta. Yine de bir üstünden geçelim; festivalde sıra beklersin. İçki alırken de, yemek alırken de, kartını doldururken de… “Barda çok sıra vardı!!!” diye bir eleştiri kanımca 500T’ye çok kalabalık demekle eş değer. Ama bunların eleştirilerini ayrı bir yana koyduğun zaman, gerçekten organizasyonun çok ileri gittiğini görmek mümkün. Onlar görmez, ama biz görsek de yeter.

Toparlamak gerekirse Rock’n Coke 2013’ü göbek (iyisi ve kötüsü ile), mini şort (38 beden olup 34 beden şort giymenin mantığını anlayamasam da), Arctic Monkeys ve ana sahneye çıkmayı hak edip de arada kaynayan bir sürü alt grup olarak nitelendirmem mümkün. Ha bir de ben Can Bonomo olucam, konserim Arctic Monkeys ile çakışacak; baya gider onları izlerim.

Yazımı, başlığa da ilham kaynağı olan bir video ile bitiriyorum. “Barda çok sıra vardı!!!” diyenler bok içebilir. Seneye görüşürüz.