Kabul edilebilir bir gerçektir erkeklerin futbol hafızası. Dün akşam ne yediğini hatırlamasa da, 10 yıl önceki bir Fenerbahçe maçını hatırlayabilir ortalama bir erkek. İsviçresiz Bilimadamları da bunu destekler görüntüde.

Yıllardan 1996, sezonlardan 1996-1997’nin başı. Fenerbahçe önceki sezon gelen şampiyonluğu perçinlemek için yine bir transfer harekatı yapmış ve o günkü tabir ile bombalar patlatmış. Şampiyonluk töreninin hemen sonrasında gönderilen Oğuz Çetin ve Aykut Kocaman’ın yerleri dolmaz derken getirilen Jay Jay Okacha ile ilk bomba patlamis; fakat hemen akabinde fırtına sonrası sessizlik misali artçı tadında bombalar patlamaya devam etmişti.

İşte bu artçılardan biri de Selahattin Özbir’di. Spor haberlerinin bildirdiğine göre, o sezon Galatasaray’ın başına geçen Fatih Terim bu futbolcuyu almak istemiş, fakat Ali Şen yönetimi liderliğindeki Fenerbahçe bir geceyarısı operasyonu ile kendisini kaçırmış ve Galatasaray’ın elinden kapmıştı. Hatta öyle ki, kulübe getirilirken beyaz bir Şahin’den iner görüntüleri hala gözümün önünde.

Yetenekli futbolcuydu Selahattin. Fakat önünde Okacha gibi bir yıldız olduğu için forma bulma şansı çok zordu. Zaten o yıllar itibari ile tam olarak bir genç futbolcu öğütücü olan Fenerbahçe’de Okacha oynamasa bile daha tecrübeli olduğu için tercih edilen Tuncay Akgün ve o zamanlar sevimli olan ve forvetlikten orta sahaya terfi etmiş olan Bülent Uygun varken çok da imkanlı değildi oynaması. Yine de oynadığı zamanlarda çok iyi maçlar çıkartmış ve şansını iyi kullanmıştı. Hatta Elvir Boliç’e Anadolu takımlarından biri ile oynadığımız bir maçta çalımlarla sıfıra inerek yaptığı orta ile attırdığı bir gol vardır ki hala aklımda. Genellikle kimin yerine oynadığı bağlı olarak -o zamanlar sabit numara olmamasından dolayı- 5, 8, 10 ve 11 numaralı formaları giymiştir. Muhtemelen hepsini de birer kere falan giymiştir.

Televole’nin Pazartesi eğlencesi olduğu dönemlerdi. Siyasiler o zamanlar “Siyasiler” kısmına gülüp geçerdi. Esprinin espri olduğu, hakaret kabul edilmediği dönemlerdi ve Pazar Gecesi Sineması bittikten hemen sonra, “Yatcaz kalkcaz Güntekin Onay Televole’yi sunucak!” derdik. Bu programın en popüler konularından biri olan futbolcuların sosyal hayatları -Alpay ile eşini nasıl başgöz etmişlerdi kim hatırlamaz ki- kısmında bir gün otomobil fuarına gidilmiş ve buradaki futbolcular görüntülenmişti. İşte onlardan biride Selahattin’di. Bir yarış arabasının direksiyonunda oturuyordu ve araca bakıyordu. Hemen sürücü kapısının yanında da “Futbolcuymuş bu, paralıdır kesin, iş atayım” tadında aç gözlerle bakan “Konu Mankeni”. Selahattin her nedense aracın özelliklerini bu hanım kızımıza soruyor, o da cevap veriyordu. En son Start-Stop düğmesini göstererek sorduğu soru ile gelişen diyalog ise bu yazının ana sebebi olarak aşağıda yer alıyor;

– Peki bu düğmeye basarsaak nolur?
+ O zaman ikimiz de uçarız Selahattin.
– …

Ben -ki o zaman 13 ya da 14 yaşında oluyorum- “Oha bu kadar da iş atılmaz ki” demiştim, ki o zaman “İş Atmak” diye bir deyim bile yoktu. Bir yandan da Selahattin’e kızıyordum. Her daim genç futbolculara duyduğum sempatinin son örneği olan Selahattin o düğmeye basacak ve o aç kızımızla uçacaktı. Artık genç yetenek olmaktan çıkmış, adeta bir Rıdvan Dilmen olmuştu özel hayatında.

Sonra ne oldu bilmiyorum. O sezon sonunda muhtemelen yapılan bir transfer esnasında takasa verildi ya da bıraktılar gitti. Galatasaray’dan kaçırarak aldığımız bir futbolcu benim o zamanki aklımda o günkü diyalog yüzünden futbol hayatını bitirmişti. Kendisi hakkında daha detaylı bilgi için (bkz: Selahattin Özbir). Ama benden bu kadar.