Cannes maçını hatırlarım Fenerbahçe’nin. Fransa’da 4-0 yenilmiştik. Burada da tarife değişmemiş ve 1-5 kaybetmiştik maçı. İşte o 1-5’lik maç günü, mavi Serçe’mizle Fenerbahçe Stadyumu’nu ordan geçiyorduk maç bittikten hemen sonra. Babam camdan sarkıp maçın skorunu sordu. 1-5 cevabını alınca bizim golu kimin attığını sordu. Tayfur dediler. 2 numaralı formayı giyerdi. Genç ve iyi topçuydu ama kesinlikle bu yazının konusu değildi.

Yıllardan 1995. 95-96 sezonu öncesi transfer dönemi. Belki de Fenerbahçe’de o zamanlar anlamsızca sevdiğim Toprak ve Tayfur bir transfer haberine konu oluyorlar. Fenerbahçe, Kocaelispor’dan Halil İbrahim Kara’yı transfer ediyor, karşılığında da Tayfur, Toprak ve bir miktar nakit para veriyordu. İkisini Kocaelispor ile sözleşme imzalarken gördüğümde içim cız etmişti adeta (Toprak da genellikle 3 numaralı formayı giyer, ilk insanı andıran Faruk’a yakın bir saç-sakal kombinasyonu ile takılırdı, ama yazının konusu kesinlikle o da değildi).

Önceki yıl şampiyon olmuş bir kadroya sahipti Fenerbahçe. Fakat kadrodan büyük eksilmeler olmuştu. En başta Parreira gitmiş, yerine Lazaroni gelmişti. Ali Şen’in Oğuz ve Aykut’u göndermesi ise Jay Jay Okacha’nın getirilmesi ile unutturulmaya çalışılmıştı. Bunun dışında bir çok yerli transfer yapılmıştı. Bunlardan birisi de Kocaelispor’dan gelen Halil İbrahim Kara’ydı. Sol bekti Halil İbrahim. Geçen yılın şampiyon kadrosundaki Erol Bulut’un arkasında oynardı en fazla. Fakat sakatlıklar ve şanssızlıklar Erol’u bırakmayınca, 6 (ve bazı maçlarda 11) numaralı  forma Halil İbrahim’e nasip oldu.

Yetenekli bir adam kesinlikle değildi. Teknik ile arasındaki mesafeyi açıklamak için herhangi bir uzaklık birimi kullanımınınsa yeterli olacağını sanmıyorum. İzlediğim her maçta içinden geçmek tabirini deneyerek ilerlemeye çalışması, yaptığı ortaların en fazla o zamanlar eski açık diye tabir edilen tribünde tehlike yaratması; hatta büyük bir kısmının da Kenan Evren Lisesi’nin yıllık top ihtiyacını karşılamak üzere stadı terketmesi en net özellikleriydi. Fenerbahçe kariyeri boyunca bir maç iyi oynadı. O da ilk devre. Fakat iyi oynamak tabiri de burada o maçki oyununu anlatmak için yeterli kalmayabilir. İlk yarıda adeta bir Messi’ydi Halil İbrahim. Soldan yardırıyor, çalım atıyor, orta yapıyor ve ilginçtir ki ortalardan iki tanesi yerini bularak gol bile oluyordu. Fakat 2 asist yapmak yetmiyordu kendisine. Okacha’nın kullandığı bir köşe vuruşunun ceza sahası dışına sekmesi ile, Halil İbrahim gelişine, hem de sağ ayağı ile öyle bir vol vurdu ki, o vole 90’a girdiğinde stad şaşkınlıktan gol sevincini yaşayamadı. 4-0 biten ilk yarı sonrasında ikinci yarıda Lazaroni Halil İbrahim’i uyarmış olacak ki, kendisi yine istikrarını sürdüreren içinden geçmeye çalışan adam moduna geçti.

Taraftar da çok sevmedi kendisini. Kombinemiz olduu için her maç aynı kişilerle beraber maç izliyor ve çevremizdekileri tanıyorduk. Arkamda Trabzonlu bir abi vardı. “Hıyar İbrahim” derdi kendisine -ki bu tabir zamanında Ekşi Sözlük’ten götümüze girebilir gerekçesi ile silinmişti, sevgili Halil İbrahim, beni mahkemeye verip süründürmezsen sevinirim. Marmarisspor ile oynanan ve 4-0 kazandığımız Türkiye Kupası birinci tur maçında sakatlanmıştı Halil İbrahim. Trabzonlu abimiz durumu tek cümle ile özetlemişti;

“Türkiye Kupası’nda tur atladık, Hıyar İbrahim de sakatlandı. Daha ne istiyim”  (buraya hemen anektod gelsin, o yıl Souness Türkiye Kupası’ndaki 2-2’lik maçtan sonra Kadıköy’e bayrak dikmişti. Keşke tur atladık diye sevinirken onu da düşünseydin be Trabzonlu abi…)

Konu ile ilgili en vahim ve son kısım ise Kocaelispor’a satılan Tayfur’un daha sonra Beşiktaş’a transfer olması, milli takıma kadar yükselmesi, iki seviyede de kaptanlık yapması, son derece iyi bir oyuncu olması ve gün itibarı ile Beşiktaş’ın teknik direktörlüğünü yapıyor olmasıdır. Kendisinden ise haber alınamamaktadır.

Edit : Öncelikli olarak, futbolcu kartlarına bakarak yazı yazınca tarihlerde yanılgı olabiliyor. Halil İbrahim Kara Fenerbahçe’ye 95-96 sezonunda transfer oldu ve o yıl Fenerbahçe Parreira yönetiminde şampiyon oldu. Oğuz ve Aykut’un gönderilmesi de bu sezonun sonundadır. 1994-1995 sezonunda Fenerbahçe şampiyon olmamış ve yeni bir yapılanmaya giderek Tayfun Korkut, Erol Bulut, Mustafa Doğan, Saffet Akbaş (malesef), Elvir Boliç, Tarık Daşgün gibi isimleri kadrosuna katmıştır. Okacha ise sonraki sene, 96-97 sezonunda takıma katılmıştır. Detay olarak, Halil İbrahim ilk geldiği yıl genellikle Erol’un yedeği olduğu için 14 numaralı formayı giymiştir genellikle. O yılki Fenerbahçe ilk 11’i şu şekildeydi;

1-Rüştü Reçber
2-İlker Yağcıoğlu
3-Okechukwu Uche
4-Jes Hogh
5-Oğuz Çetin
6-Erol Bulut
7-Tayfun Korkut
8-Kemalettin Şentürk
9-Elvir Boliç
10 ve 11 numaralu formalar ise Bülent Uygun, D.Atkinson ve Aykut Kocaman’dan ikisi arasında paylaşılıyordu. Aykut Kocaman 11, D.Atkinson 10 numaralı formayı giyerken Bülent Uygun oynadığında hangi numara boş ise onu giyerdi… Ah bu fil hafızası…