Karakter gereği düzenli bir insanımdır. Derli toplu değil, ama düzenli. Karmaşıklığı ve kaotikliği severim. Boş duvarlara sahip olacağıma, düzensiz şekilde asılmış posterler olan duvarları; süper minimalist bir kütüphaneye sahip olacağıma gelişi güzel, ama kendi içinde tutarlı yerleştirilmiş; kitapların ikişer sıra halinde durduğu daha karakterli bir kütüphaneyi tercih etmişimdir hep.

Truffy diye bir mevzu vardı eskiden. Kartlar, takvimler ve çeşitli ürünler üretirdi. Zamanına göre de baya yaratıcıydı. Odamın kuralları, Banyonun kuralları, Mutfağın kuralları tadındaki “kurallar bütünlüğü” serisine baya güldüğümü hatırlıyorum o yaş itibari ile. Muhtemelen şimdi okusam yine gülerim ya, neyse. Odamın kuralları olan posterinde bir ibare vardı. “Yere atılmış gibi duran bir tişört aslında altındaki şortu kapatmak için özenle yerleştirilmiş olabilir” diye. İşte o cümle benim bugünkü düzen karakterimin altında yatan cümledir. Bu bağlamda düzenimi Truffy posterlerine göre oluşturan bir insan olduğumu da şu an itibarı ile farketmem apayrı bir mevzuymuş.

Çalışma masam hem iş yerimde, hem de evimde dağınık görünür. Üzerlerinde en azından 3-4 tane USB kablosu, 2’şer tane kulaklık, hangilerinin dolu olduğunu üzerine düşünsem de bulamayacağım bir sürü kalem içeren kalemlikler, okuyup okumadığımı ancak içini açınca hatırlayabildiğim dergiler ve oyuncaklar… Artık final dönemlerim geçtiği için çalışma alanı bırakmıyorum kendime. O alanda klavyem ve ikinci bilgisayarım durur. Çalışma masamın karşısındaki duvar da aynı şekilde gelişi güzel bi kolaj oluşturan, yıllarca Kadıköy ve Taksim’deki barlardan, kafelerden topladığım OnCard tadında kartlar ve fotoğraflarla kaplıdır. Teyzemin tabiri ile “senin odaya girince tansiyonum düşüyor” tanımı dahilinde bir ortam.

<flashback>

Çok oyuncağım vardı benim hep. 8 yaşıma kadar tek çocuk olmanın rahatlığı ile “onu da istiom, onu da alın bana” şımarıklığını dozunu almamak kaydı ile gayet verimli bir şekilde kullanarak hatrı sayılır bir oyuncak miktarına ulaşmıştım. Büyükçene bir odam vardı ve bu Lego, Majorette, Hot Wheels, Transformers, G.I.Joe’lardan oluşan yığın odanın tam orta yerinde dururdu. Keyfime göre gider oynardım. Bu bağlamda bilgi vereyim, çok zengin değildim, benden yaşça büyük olup Almanya’da yaşayan bir kuzenim vardı ve onun artık oynamadığı bir milyon adet oyuncak her yaz bana gelirdi. Bir nevi ikinci elcilik ile oyuncak zengini olmuştum.

Annesi çalışan her çocuk gibi benim de annemin iş yerinden arkadaşları ve senede bir kere gördüğüm ve her görüşümde sanki hergün beraberbişiz gibi oynayıp, sonraki gün unuttuğum çocukları vardı. Bu seferki buluşma bizim evdeydi. Odam Helm’s Deep’ten hallice, yerde ork cesetleri yerine kolu bacağı kopmuş Decepticon’lar, G.I.Joe’lar vardı. 2 erkek ve 3 kız olan çocuk nüfusu (ben hariç) “hadi siz muratcan’ın odasında oynayın” power word’ü ile odama çekildik. Ben “oha ne kadar çok oyuncak varmış sende” tadında bir Ersin Karabulut karikatürü övgüsü beklerken adını hatırlayamadığım bir kızdan über ukalalık ile şu cümle çıktı;

“Odan ne kadar dağınıkmış. Hep böyle mi?”

Suratımdaki üç gün boyunca tuvalete çıkamamış, içi rezene çayından geçilmeyen ergen bakışını çizmek isterdim buraya, ama o kadar yetenekli değilim. Ekşi bir surat hayal edin. 0-1 saniye aralığında kafamdan geçen düşünceler ise şu anda herhangi bir Intel ya da AMD işlemcinin bile kaldıramayacağı bir hız ile arabirimlere dağılıyordu.

SELECT UygunCevap
FROM AlternatifCevaplar
WHERE Bahane <> “Sana ne?” AND Bahane LIKE “Ama”
ORDER by BeklenenTepki

Annemin “Oğlum odanı topla bak misafir gelecek” cümlesi kafamda çınlarken sorgudan çıkan sonuç -dolayısı ile ağzımdan çıkan cevap “Ama siz geliceksiniz diye döktüm hepsini, yoksa çok düzenliyimdir” oldu. Nasıl olsa bir daa en az 1 yıl benim odama gelmezlerdi. Gelseler de bundan sonra toplardım. Herkes de yedi.

</flashback>

Şimdi o günü düşünüyorum. Sorguyu kafamda doğru kurup, daha alternatifli bir cevap bulsaydım ve kıza sorsaydım “Kime göre neye göre? Düzen mi dağınıklıktan çıkar, dağınıklık mı düzenden çıkar bana bunun cevabını verebilir misin adını hatırlayamadığım kız?” diye… O yaşın da verdiği aptallıkla ona kızdığımı ya da küfür ettiğimi sanıp ağlayarak annesie gitseydi… Merak ediyorum, nasıl alternatif bir son olurdu bu hikayeye. Yumurta tavuk gibi sonuçta; ha düzen, dağınıklık. Elimi atınca aradığımı bulduktan sonra…

NOT : Bu yazıyı yazmaya 8 Şubat 2011’de başlamışım, draft olarak kaydetmişim nasıl devam ettireceğimi bilemeyip. Bugüne nasipmiş. Adeta bir Tolkien…