Tarih dediğin doğumgünü gibidir. Hep kendini tekerrür eder. Belki 1 yıl ara verir, belki 10 yıl; ama hep tekerrür eder.

<flashback>

Tarih : 21 Nisan 2001
Yer : Kadıköy Şükrü Saraçoğlu Stadyumu (O zamanki adı ile Fenerbahçe Stadı)

Fenerbahçe, Mustafa Denizli yönetiminde yepyeni bir kadro ile şampiyonluğa gidiyor. Bir hafta önce ilk yarısı 0-0 biten Çaykur Rizespor maçının ikinci yarısında yeni ve henüz hiç maç oynamamış Milan Rapajic’i oyuna almış; onun frikik golü ile maçı kazanmış; ve şimdi kendi sahasında şampiyonluktaki en büyük rakibi Gaziantepspor ile oynuyor.

Benim için ise maçın anlamı çok başka. 24 Nisan doğumgünüm ve 21 Nisan’ın Cumartesi’ye gelmesi sebebi ile Beykoz Korusu’ndaki restoranda annemler fasıl ayarlamış. İşin daha ilginci 18.yaş günüm olması. Annemler önden gidecekler, biz ise kuzenimle staddan çıktıktan sonra onlarla orada buluşucaz. Hava soğuk, rengi gri. “Olm biraz giyimine dikkat et lan, bak ben ne kadar kaliteli giyiniyorum” diyerek Lacoste’larını gösteren çocukluk arkadaşıma inat, anneannem ve annem bana çakma mı gerçek mi olduğundan emin olmadığım bir Lacoste kazak ve Lacoste ceket alıyor maçtan önceki gün. Ben de o akşam fasıla gelecek olan arkadaşıma inat onları giyiyorum ve maça gidiyorum. Kazak ve ceket, ama mevsimlik olduğu için yağmura pek dayanıklı değiller; ve bu düşüncenin hemen akabinde Murphy Kuralları devreye giriyor ve çılgıncasına bir yağmur başlıyor. Her felaketi fırsata dönüştüren Türk insanı burada da devreye giriyor ve bir anda Matrix’e naylon yağmurluk satan seyyarlar login oluyor. Kırmızı, göğüs kısmında ay-yıldız olan yağmurluklar. 1 milyon lira fiyatı. Kuzenim hemen bana bir tane alıyor ve üstüme geçiriyor. Akabinde Maraton Tribün’den “Açık Kırmızı Giyme” şeklinde tezahürat başlıyor. Tek ben değilim tabi kırmızı yağmurluk giyen. Allah’tan o ara yağmur hafifliyor da yağmurluğu çıkarabileceğim bir ortam oluşuyor.

O yıl Fenerbahçe Stadyumu yeniden inşa edilmekteydi. Migros Açık diye tabir edilen tribün yeni yapılmış, Kenan Evren tarafındaki Eski Açık ise yıkılmış ve inşa halindeydi. Misafir takımlar genellikle ısınırken taraftar baskısı olmayan Kenan Evren tarafını tercih eder, Fenerbahçe ise taraftarının önünde ısınırdı.

Önce Ömer Çatkıç çıktı sahaya Gaziantepspor’dan. Nam-ı diğer “Barthez Ömer”. Cesaret örneği gösterircesine Fenerbahçe taraftarının önünde ısınmaya başladı. Zaten antipatik bir karakter olan Ömer’in bu hareketi de eklenince taraftar adeta delirdi. O maçta Ömer ile ilgili en net anım ise sırtı tribüne dönük şekilde açma germe hareketi yaparken eğildiği esnada tribünlerden gelen “Ohhh Ohhh” sesleri ve koşu yaparken yüzünü tribüne döndüğü anda yanılmıyorsam 10bin kişilik tribündeki her bir kişinin -ben dahil- kendisine (((o) hareketi yapmasıydı. Kendisi dahil staddaki herkes gülmüştü buna.

Maçın detaylarını yazmak istemiyorum. Hakan Bayraktar, Hasan Özer ve Erhan Albayrak ile 0-3 önde kapattı Gaziantepspor ilk yarıyı. Kuzenim “4-3 bitecek bu maç” dedi. Bense o mutsuzluk ile ne şekilde doğumgünü kutlanabileceğini düşünüyordum. Hele hele 18. yaş kutlaması için inanılmaz bir travmaydı adeta. İkinci yarı bir önceki haftanın kahramanı oyuna girdi ve o maç 4-3 bitti. Hatta son dakikalarda Haim Revivo bir gol daha kaçırdı ve kuzenimin “Atmayın ulan, çünkü bu maç 4-3 bitecek!” diye bağırdığını duydum. Maçın bitiminde tam olarak manyak gibiydik. Ne olduğuna dair kimsenin bir fikri olduğunu sanmıyorum. Anlamsızca “EEAAAAÖÖÖÖĞĞEEEE” diye bağırıyordu herkes.

Yoğurtçu Parkı’nın orada sınıf arkadaşım Çağrı ile karşılaştım. O güne kadar geleneksel doğumgünü karambolünden götü kurtarmak için  sır gibi sakladığım doğumgünümü bir şekilde “Gördün mü olm bana nasıl doğumgünü hediyesi oldu lan!” diye söyleyiverdim. Pazartesi başıma gelecekleri biliyordum, ama bir şekilde umrumda değildi.

Fenerbahçe o maçı 0-3’ten 4-3 kazandı ve o yıl şampiyon oldu. 95-96 sezonundan sonra gelen yegane şampiyonluk.

</flashback>

Tarih : Dün (24 Nisan 2011)
Yer : İzmir Atatürk Stadı

İlk yarısı 2-1 mağlup sonuçlanan ve benim maçın başında “5 olur” dediğim bir maç. İkinci yarının hemen başında 3. golü yemenin akabinde kafamdan geçen “Bu sefer olmadı” düşünceleri ve yine bir önceki haftanın kahramanının (Miroslav Stoch) oyuna girmesi ile 3-5 kazanılan bir maç. İlk cümlemde dediğim gibi, tarih hep tekerrürlerden ibarettir doğumgünleri gibi. Hikayenin sonunu emin olmayarak sadece tahmin ediyorum ve tekerrür etmesini içten içe diliyorum.

Bu bağlamda da iki haftaya yaydığımız Ece ile ortak doğumgünü kutlamalarımıza bir yerinden, bir şekilde iştirak etmiş olan herkese teşekkür ediyorum. Hepiniz şahane insanlarsınız. Yılın yaratıcı kutlaması ise kuzenim Cem Moral’dan geldi; “Wall’u post’a kapatmışsın, aramak zorunda kaldık kuzen”.

En sevdiğim yaşı bitirdiğim bu yılda yanımda olup, olmaya devam etme niyeti olan herkese teşekkürler.