Dedenin Ölmesi…

oncelikle sadece kendime gore degil, anneme gore de hesaplayip demek isterim ki ; (bkz: babanin olmesi).

dede cocukluk donemlerinin hep guclu kuvvetli insanidir. korkulan, bir o kadar sevilen, bir o kadar daha fazla saygi duyulan insanidir. kimi zaman iki tane kablo ile bir ampul ve bir dugmeyi birbirine baglayarak size basit devreyi bir oyuncak seklinde sunar; kimi zaman elinizden tutar parka goturur; kimi zaman sadece koltugunda oturup ajans izler sessizce.

yas itibari ile bir cok dede asker emeklisidir. eski asker, emekli subay olan dede o disiplini torununa ogretir. askercilik oynar torunu ile; rahat, hazir ol, selam dur, mars mars seklinde komutlarla sizinle oyun oynar. hem sizi eglendirir; hem de eski askerlik gunlerini hatirlamanin coskusunu yasar.

iste boyle bir insandir benim dedem; annemin babasi.

dag gibi bir adamdi benim dedem. askerden siyasi sebepler dolayisi ile erken emekli edildikten sonra orduya ve hayata kirilmis; icki, sigara ve bulmacalara kendini vermis; 30 yil boyunca kimseye zarari olmadan yasamis ve sessizce ayrilmis bir insandi.

“bu kadar iyi bir insan… bu kadar cok aci… hic haketmedigi seyleri yasadi… acisiz , huzurlu gitti sonunda… kurtuldu…” – anneanne.

dunyanin en iyi insani degildir hic kimse. fakat cevresi referans alindiginda, insanlara gore dunyanin en iyi insanidir. ben hic bilemedim; ben dogmadan once olmus; fakat herkeslerin soyledigine gore benim dedem dunyanin en iyi insaniymis. kulaktan dolma bilgiler ile 2 yil boyunca, sadece bir akrabasinin kedisine yemek vermek icin kiziltoprak’tan yildiz’a gittigini ogrendim. evet, sadece bunu ogrenebildim dede muhabbeti esnasinda o gittikten sonra; lakin gerisini dinlemeye gozyaslarim yetmedi; kendimi lavabo basinda islak gozler ile aynaya bakarken buldum. onun yillarca baktigi aynaya.

ve dedenin ölmesi…

bir persembe gunu fenalasir dede. gidersiniz; fakat sizi gorunce moralinizi bozmak istemedigi icinmi, sevincinden mi bilinmez; bastonuna sarilir, bir gayret ayaga kalkar. gayet neseli gozukur, eskilerden anlatir; hatta bir keyif sigarasi bile icer. mutlu olursunuz onunla daha fazla zaman gecireceginiz icin… fakat hemen akabindeki pazar gunu tekrar fenalasir dede. hastaneye goturmek istersiniz, fakat vucut iflas etmistir ve o kadar zayiftir ki merdivenleri inmek degil, yatagindan bile kalkamaz. o an ambulans aci sireni ile irkilir ve 5 dakika icinde kendinizi acil serviste buluverirsiniz. “yapilacak her seyi yapacagiz.” der doktor; fakat zaten hem o; hem siz; hem de doktorlar ölümü coktan kabul etmistir. serum verilince gozleri acilir dedenin. basinda durur “sana birsey olmaz, askersin sen; sen olmasan bizler bu vatanda olabilirmiydik.” dersiniz; dede gülümser. ve siz o gülümsemeyi hic unutamazsiniz; hatirladikca aglarsiniz*.

gece olur, dedenin durumunun agirlastigi ve yogun bakima alindigi haberi gelir. tedavilere cevap vermedigi, artik sadece acisinin dinmesi icin uyutuldugu soylenir. doktorlar yapabilecekleri birseyin olmadigini; yapabileceklerinin en iyisinin ona acisiz bir ölüm sunmak oldugunu soylerler ve beklemeye baslarsiniz. onun ölecegini bile bile; ne zaman olacagini bilmeden; ölümü beklemeye baslarsiniz…

insanlar ziyarete gelir; son kez belki gorebilmek icin. hastanede oturulur, onunla gecirilen zamanlar anlatilir…

– cok iyi insandi…
— ister misin simdi tedavilere cevap vermiyo dedikleri adam ayaklansin ?
***telefon calar***

anne gozu yasli gozlerle sadece “bitmis mi yani ?” diye sorabilir. ve belki bir mucize bekleyip “ayaga kalkar mi ?” dedikleri dag gibi adam gitmistir. ve o, o kadar gururludur ki kendisini hayata küstüren ordunun; askeri toren teklifini son vasiyetinde reddettigini soylemistir.

eve dönülür ve gözüyasli anneanneye sarilinir ;

“aglama.”

ve ondan geriye kalan bir baston, bir adet kol saati ve hastaneye gitmeden once giydigi terliklere bakilir. iste onlari gordukten sonra gozden damlayan ilk gozyasidir dedenin ölmesi.

gidilir, koltuguna oturulur ve ajans acilir, o hic gitmemis gibi; ve ajans bitene kadar sessizce oturulur.