Aslında çok iyi yazılar yazabilirim. Bir edebiyatçı kadar kelimelere hakim olmasam da kendi tarzımda bir anlatımım vardır ve iyi yazdığımı düşünürüm.

Orta 2’de babaannem öldüğünde bir kompozisyon yazmıştım Türkçe dersinde. Türkçe öğretmenimiz o kadar beğenmişti ki bu yazıyı, o yıl sonunda öğrencilerin kompozisyonlarından oluşan bir kitapta yayınlamak istemişti. Defterimi kendisine teslim etmiştim. Sonra yayınlandı mı bilmiyorum. Takip de etmedim. İşte o günden beri yazdığım yazıların beni anlatmasını, benden bir şeyler taşımasını seviyor ve elimden geldiğinde uygulamaya çalışırım. Belli bir konum yoktur, çünkü konu da benimdir. Geçmişim, geleceğim, hatıralarım, planlarım, salaklıklarım, gururlarım… Bana dair olan her şey.

Bazen diyorlar ki “çok az yazıyorsun”. Çok az yazmamın sebebi yazacak şeyim olmaması değil, yazacak çok fazla ve değerli malzemem olması ve yazacaklarımı bunların arasından dikkatle seçip, kurgulayıp, paralel hatıralar ve olaylar ile harmanlayarak belki de gereğinden fazla özenerek yazmam/yazmayı sevmemdir. Eğer gerçekten istesem her gün on tane, yirmi tane yazı yazabilirim (zamanım el verirse tabii ki). Çünkü çok fazla yazılacak güncel olay var. Yazarı olduğum Ekşi Sözlük’ün içinde bulunduğu durum üzerine en az beş, Türkiye’deki sansür üzerine en az on, teknolojik alet ve edevatlar üzerine ise piyasadaki yeni teknolojik alet sayısı kadar yazı yazabilirim. Ya da en basidinden her gün açıp okuduğum gazetede beğendiğim bir haberi aynen kopyalayıp, iki cümle ekleyerek “yorum yapmak” adı altında bloguma içerik sağlayabilirim. Fakat bunlar beni yansıtmaz. Ben düşüncelerimi ve görüşlerimi, bir Emrah Serbes senaryosu gibi sadece anlayabilecek olanların farkedebileceği şekilde yazıların içine sıkıştırmayı severim; iğnelemeyi ulu orta yazının başlığından değil, içiçe geçmiş bir hatıra yazısı ile yapmayı severim; sevdiğim gibi yazmadıktan sonra da yazmamayı severim.

Burada yazılanların hepsi benden bir parça. Genellikle geçmişimde yaşadıklarımı fil hafızam ile birleştirip bir şekilde alakasız girişlerle sonradan toparlanan yazılar çıkartırım. Geleceğe dair bir şeyler yazmak istesem de pek yazamam, çünkü ne olacağıma dair 28 yaşında olmama rağmen halen bir fikrim yok. Fikrim olmayan şeyleri ise yazmam. Bildiğim ve üzerine konuşacak bir şeylerim olan konularda yazarım, yazdıklarımın hepsinin de sonuna kadar arkasinda dururum.

Burada sadece benden bir şeyler olur, çünkü burası ‘ben’im.