Görsel temsilidir

Kalamış Itri Dede Sokak’ta otururdu anneannemler. Karşı apartmanda Burçin abiler, sokağın başındaki villada Berker’ler, bir yan apartmanın hemen altında insanın 20 yıl içinde yaşlanabileceğinin canlı kanıtı bakkal Muammer amca… Müteahitler henüz dadanmamıştı o sokağa. En fazla 5 katlı apartmanlardan neredeyse Kalamış Parkı’nı görmek mümkün, komşuluk sadece aynı apartman ile sınırlı değil, sokak geneline yaygındı. Ve ben geceyi sabırsızlıkla beklerdim, anneannem bana dedemin ofisiymiş gibi bütün gün takıldığı balkondan Berker’lerin villasının en üst katındaki yeşil ışığın üzerinden görünen Ay Dede’yi göstermesi için…

Bugün 27 yaşımın son iki ayındayım. 6 aya yakın bir süredir kendi evimde yaşıyorum. Evim de “her şey hayatımdan bir şey yansıtmalı” düşüncesi ile paralel olarak döşenmiş olduğu kadar “hayatının en güzel tarafı geçmişindir, hatıralarındır” düşüncesi ile de paralel olarak; 27 yıllık “kısa” hayatıma bir nevi saygı duruşu niteliğinde. Aile büyüklerimden bana kalanlar (daha doğrusu “bunlar ileride benim evimde olucak!” dediğim şeyler) kendimce modern olarak nitelendirebileceğim evime yaşanmışlık katıyor ve ben sanki 27 yıldır o evde yaşıyormuş gibi bir dinginlikle birlikte huzur doluyorum.

Küçük değildi anneannemlerin evi. 2 odalı olmasına rağmen ferahtı. Dedemin emekli bir subay olmasından dolayı her an başka bir yere tayin olabileceği ihtimali doğrultusunda az ama kullanışlı; bir o kadar da güzel eşyalar vardı. Arka bahçeye bakan iki tane yanyana yatak odasinin kapilarinin hemen disinda avlu tadinda, bir adet kucuk kutuphane ve tavaninda bir adet yukluk bulunan bir alan vardı. Yüklüğün hemen altında, banyo kapısının yanında da bir adet gece lambası, duvar tipi. Verdiği ışığın yüklüğün altına yansıması, oradan tüm avluyu aydınlatması Ay Dede’yi gördükten sonra yatma saatinin geldiğinin işareti gibiydi adeta. Kış geldiğinde o yüklüğün içindeki pembe renkli elektrikli battaniyeyi çıkartırken -her ne kadar bir kere bile prize takmamış olsak da- yaşadığım anlamsız (!?) sevincin, o ışığın verdiği aydınlık ile katlanması…

4 ay önceydi sanırsam. Eve taşınmış, ana gereklilikleri tamamlamış, detay olarak tabir edilebilecek eşyaları almaya başlamıştık. “Gereklilik”ten ziyade “Bu bizim!” diyebileceğimiz şeylere yönelmiştik ve halen koridorumuzda bir lambamız yoktu. İbrahim Tatlıses’in bir inşaatta amelelik yaptığı filmdeki inşaat ortamını aydınlatan ile birebir aynı çıplak bir ampulümüz vardı. Buna rağmen çalışma odasına giderken Mavi Mavi’yi söyleme isteğimi hep dizginlemeyi başardım. Bir gün eskaza Mudo’nun seri sonu mağazalarından birinde bir lamba beğendik ve aldık. Modern ama bir o kadar da 70-80’leri yansıtıyordu şekil olarak. “Transformers olmadığımıza göre modernliğimizi biraz dizginleyebiliriz” diye düşünüyordum daha çok. 80’lerde çocuk olanın aklının örnek verirken direk gittiği yer…

Dün akşam Çocukluğumu Hatırlatan Gece Lambası’nın aydınlığının, geçmişime selam çakan yüklükten yansıdığı koridordan geçip çalışma odama yürüdüm. Penceremin karşısındaki masama oturdum ama delicesine yüksek binalardan denizi görmek mümkün değildi 7. katta oturuyor olmama rağmen. Berker’lerin evi muhtemelen birkaç kilometre ötede, sol taraflarda bir yerde kaliyordu. Onu animsaticak bir yeşil ışık aradım, bulamadım. 10 dakika sonra Ay Dede kendini gösterdi Acıbadem Lisesi’nin üzerinden. Hava baya soğuktu. Kafamı çevirip yüklüğe baktım. Sonra battaniyenin artık orada olmadığını hatırlayıp öylece oturdum, yatma saatim gelene kadar…