Her insanın hayatında bazı mekanların çok özel bir yeri vardır. Benim için bu Çamlıca (Büyük Çamlıca Et Lokantası)’ydı.

Fotoğrafı çeken kişi olsam da, o fotoğrafta benim olmamam ironik olmuş.

1987 yılında gitmişiz ilk olarak. 4 yaşındaymışım. İlk gidişimizi hatırlamasam da, bazı detayları çok net hatırlıyorum. Mesela henüz ısıtma sistemi olmayan zamanlarda, içeriye sıcak hava üfleyen ve büyük gürültü çıkaran turuncu ısıtıcı motorları, yaz aylarında bahçesinde otururken üzerine tırmandığım ağacı ve o ağacın budandığıdaki hüznümü, ya da otoparka inen tuğla merdivenin trabzanından kıç üstü kayarak inişimi ve en son tuğlanın kıçıma batışını (kesinlikle zevk aldığımdan değil)… Rakamsal olarak kaç kere gittiğimi söylememin imkanı yok. Zira koskoca bir 25 yıl. Fakat neredeyse en özel anlarımın büyük çoğunluğu burada yaşanmış. Askerden önce ailece yediğimiz yemek, sayısız doğumgünü kutlamaları, Ece ile ailelerimizin ilk tanışması ve son yemek (buraya sonra geleceğim).

25 yıl demiştim. O kadar uzun bir zaman olduğunu ilk gitmeye başladığımızda saçları siyah olup, şimdi beyaz saçları eşliğinde torunları ile oynayan müdürümden anlıyorum. Üzerinde mavi önlük ile komilik yapan gençlerin garson olması, şef olması; artık onların da birer aileye sahip olması 25 yılı bana anlatan ufak detaylar. İşte o detaylar arasında restoranın dört ortağından biri olan Cahit vardı. Ortakların en genci. Elinde büyüdüm diyebileceğim kadar vakit geçirdiğim bir insan. Babam hep kendisine “Oğlum bunların en genci sensin, eski kafalı bunlar değişiklikten anlamıyorlar. Yaşlansın bunlar, satın al hisselerini, yap istediğin değişimi” derdi. O da “İnşallah Mehmet Abi” diye karşılık verirdi.

Yanılmıyorsam iki yıl kadar önce yemeğe gittiğimiz bir gün Cahit’in kanser olduğunu öğrendik. O gün içmek için sebebimiz yoktuysa da artık vardı. Aslında durumu kötüydü. Yabancıların “Terminal” dediklerinden, yani “Gidici”. Ama muhtemelen ona söylememişlerdi. İşin ilginci, çok yüksek ihtimalle onun dışında herkes gidici olduğunu biliyordu. 6-7 ay falan demişlerdi maksimum. Gidip geliyorduk, kendisi pek az orada oluyordu. Genellikle tedavi olup evde dinlenmeyi tercih ediyordu. Kendisini en son gördüğümde ise muhtemelen 20-25 kilo civarında zayıflamıştı. İşte o zaman durumun ne kadar kötü olduğunu idrak etmiştim. Zira benim için Cahit Çamlıca’ydı, Çamlıca da Cahit.

Bir ay kadar önce bir haber geldi yine. Belediye mi sıkıştırmış (Üsküdar Belediye’sinden her şey beklenir), bir şey mi olmuş; Çamlıca kapanacakmış. Kapanmak da değil ama el değiştiriyor. Tam tabiri ile mutassıplaştırılıyor. Öyle bir olay ki “içki lisansı iptal edilmeyecek ama içki de satmayacak”. Anlamak mümkün değil. Tam tarih olarak da 3 Mart 2012 Cumartesi gecesi son olarak hizmet verecek ve Pazar günü kapanmış olacak. En azından bize söylenen bu. Kapanmadan önce son bir yemeğe gidildi ailece Cuma akşamı. 25 yılın borcunu ödemeyecek olsa da özel bir pasta yaptırıldı ve sadece garsonlar ve şeflerle değil, aşçılar dahil olmak üzere büyük bir ekip ile kesildi. Yemekler yendi, içkiler içildi, evlere dönüldü.

Cumartesi gecesi Çamlıca son kez kapandı, hemen sabahında da Cahit’in öldüğü haberi geldi. Nasıl bir mesaj olduğunu anlamak mümkün değil. Ama benim açımdan tekrarlamak gerekirse; “Cahit Çamlıca’ydı, Çamlıca da Cahit”. Zaten o da gittikten sonra pek de bir anlamı olmayacaktı…

NOT : Aslında burada yazacak daha çok fazla şey var. Mesela ilk kadrolarından ayrılan büyük bir garson güruhunun ortak olup aynı konseptte Geyik adlı restoranı Alemdağ’da açmalarından, tuvalet girişindeki teyzeye kadar. Ama içimden gelmiyor.