Geçen hafta TurkNet’ten üç kişi (Ben, Pazarlama Uzmanımız ve Portal Ürün Müdürümüz) Gelişim Platformu’nun düzenlediği İnternet Medyasının Gücü anakonulu panele katıldık. İnternet gazetelerinden, haber portallarından ve online reklam sektöründen olmak üzere dört adet konuşmacı vardı. “Bence” katılımcıların bir kısmı gayet aklı başında ve mantık dahilinde konuşurken, bir kısmı da açıkçası daha dar bir pencereden bakıyordu konulara. Ve yine “bence” her kesimden temsilcinin olması sebebi ile Türkiye’de internete ortalama bakışı görmüş oldum.

Bugün ise seminerde konuşulanların özetlendiği basın bülteni elimize ulaştı. Açıkçası daha ilk cümlesinden acemilik aktığı konusunda derin düşüncelere doğru yelken açtım. Sonraki cümlelerde ise konuşmacılardan bir tanesinin fikirlerine ağırlık verildiği dikkatimi çekti (hangisi olduğunu burada belirtmeyeceğim, zira etik olacağını düşünmüyorum). Şimdi biraz flashback yapalım.

<flashback>

Gelişim Merkezi kendi çapında gayet uygun bir mekan. Yeri gayet merkezi. Seminer odaları küçük olmasına rağmen, yine dediğim gibi kendi çapında uygun boyutlara sahip. Yerlerimizi aldıktan sonra seminer başladı. Konuklar tanıtıldı ve konuya giriş yapıldı. Bol bol not aldım sorular sormak üzere, fakat vakit yetmediği ve başka arkadaşlara da haksızlık etmemek için sorularımın bir kısmını içimde tuttum, soramadım. Ana bir kaç konuşulan konuyu aşağıda sıralıyorum, daha sonra bunlar üzerine “kendi” düşüncelerimi ekleyeceğim, sonra da seminer genelinde bir kaç düşüncemi yazacağım.

  • Gazetelerin online mecralarda ücretsiz ve ücretli olarak içeriklerini ayırması ve ücretli olan kısmı sadece üyelere özel yapması.
  • Reklam sektörünün Türkiye’de önümüzdeki 10 sene içerisinde (verilen örnek üzerindeki rakamları baz alarak 10 seneyi hesapladım) outdoor ve gazete reklamlarından daha fazla online’a kayacağı/kayması gerektiği.
  • Sosyal medya ahlakı/etiği
  • Sansür ve internet yasakları

Seminerde aldığım notları kaybettiğim için aklımda kaldığında sıraladım konuları. Şimdi bu konular üzerine sormak istediğim, fakat soramadığım sorular ile seminerde belirtilen fikirlere karşılık kendi fikirlerimi belirtmek istiyorum.

  1. Gazetelerin online mecralarda ücretsiz ve ücretli olarak içeriklerini ayırması ve ücretli olan kısmı sadece üyelere özel yapması konusunda sormak istediğim soru, üye olan bir kişinin üye kısmındaki bir haberi okuduktan sonra beğenip ya da üzerine bir şeyler yazmak isteyip kendi blogu ya da Ekşi Sözlük gibi mecralarda “link vererek” paylaşmasıydı. Çünkü üyelere özel bir haberi free bir ortamda paylaşarak public hale getiriyor ve hakkı olmayan kişilerinde okumasına izin veriyordu bu hareket. Bu bağlamda telif hakları devreye girecekti ve gazetenin ya da haberin sahibini savunacaktı. Fakat ortada bir sorun vardı, blogger ya da Ekşi Sözlük yazarı bunun üzerinden para kazanmıyordu ve çalma çırpma haber ile yürüyen tonla “haber portalı” varken bir gazetenin telif hakları dolayısı ile bir blogger’ı, daha da kötüsü bir okuyucusunu mağdur etmesi ne kadar doğru olabilirdi? Seminer sonrasında katılımcılardan birisine yönelttiğim bu soruya aldığım cevap ise tatminkar ya da net olmamakla birlikte; “Blogger’larla pek uğraşmazlar muhtemelen, daha çok diğer haber siteleri için uygulanır o” cevabını aldım. Meeeh…
  2. Reklam sektörünün Türkiye’de önümüzdeki 10 sene içerisinde (verilen örnek üzerindeki rakamları baz alarak 10 seneyi hesapladım) outdoor ve gazete reklamlarından daha fazla online’a kayacağı/kayması gerektiği konusu, üzerine soru sorabildiğim tek konuydu; fakat ona da yüklü miktarda muhalefet oldum. Mantık şuydu (tam cümle ile aktarıyorum); “Bugün 5 yaşındaoup iPad ile oynayan bir çocuk 15 yaşına gelince gazeteyi de iPad’den okuyacaktır. O yüzden reklamların tv ve outdoordan dijitale ve internete kayması gereklidir”. Kısmen katılıyorum, ama genel olarak bence kesinlikle yanlış bir düşünce. Çünkü ilk paragrafta bahsettiğim dar bakış açısı burada devreye giriyor. Türkiye “genel”inde konuşmak gerekirse (aynen orada söylediklerim), bir tv’nin maliyeti 90 TL, kablo tv 3 ayda bir yanılmıyorsam 12 TL. Internetin maliyeti ise 600 Tl bilgisayar ve 500 TL 24 ay taahütlü internetin ortalama yıllık fiyatı. Sadece maddi açıdan bakarsak yıllık maliyetler arasında neredeyse 10 kat fark var. Bir de demografik açıdan bakalım. Türkiye’de 5 yaşında olup iPad ile oynayabilen kaç kişi vardır? Ben adım gibi biliyorum ki 5 değil, 25 yaşında olup, bilgisayarın bi’sini duymamış insanlar vardır bu ülkede bir yerlerde ve bu da düşük bir yüzdeye tekabül etmiyordur. Daha özet yaklaşım ile, en basitinden reytinglere bakarak bile kaç kişinin televizyon izlediği, kaç kişinin bilgisayar kullanıp internet kullandığı anlaşılabilir. Ha bir de outdoor reklamların “out” olması var ki kesinlikle katılmıyorum, zira başarılı bir outdoor reklamın internet üzerindeki yansımaları zaten o outdoor reklamı online hale getirmektedir. Bu konuda aldığım ve yine beni tatmin etmeyen cevap ise şu oldu; “O kişileri zaten hedeflemiyoruz”. O kişiler ile Türkiye’nin büyük bir yüzdesini oluşturduğunu düşündüğüm 5 yaşında iPad kullanmayan ve 25 yaşında olup “bi”lmeyen insanlar kastediliyor. Neyi baz alarak 10 sene sonraki tahminlerin yapıldığını sorduğumda ise yuvarlak bir cevap aldım.
  3. Sosyal Medya Ahlakı ve Etiği diye bir konu da konuşuldu. Daha doğrusu konuşulmadı, ama lafa arasında geçti. Daha sonra da sansüre bağlandı. Mantık şuydu tam olarak; “Haber portalımızdaki yorumlar şöyle hakaret, böyle küfür”. Öncelikli olarak bu tam bir yalan beyan, zira yorumlar onaydan geçmeden yayınlanmadığı için küfür içeren yorumların olmadığını (en azından orada bulunan portalda) net bir şekilde biliyorum. Bunun dışında sosyal medya sitelerindeki tavırlardan ve yazılanlardan bahsedildi. “Hakaret ediliyor, Youtube’daki yorumlar sürekli küfür, hakaret hakaret, küfür küfür”. Ve arkasından efsane olarak nitelendirdiğim cümle geldi; “Sosyal medya ahlakı ve etiğine uygun davranılmalı”. Öncelikli olarak, evet bir sosyal medya etiği ve ahlakı vardır; fakat özünde sosyal medyada kimse kimseyi takip etmek zorunda değil. Bir kişinin tavırlarından, yazdıklarından ya da en basitinden profil resminden rahatsız oluyorsan onu engellersin/takip etmezsin. Akabinde çıkıp “bunlara müdahale edilmesi lazım ama sansüre karşıyım kesinlikle” demek ise kendin ile çelişmekten fazlası değildir.

İçimde kalmıştı adeta bunlar. Aklımda kaldığınca yazdım, ama olsun. Bir de seminer genelinde değerlendirme kısmına girmek istiyorum ki o da tam olarak şudur; “Acemi ve reklam”. Seminerin sunucusu ya da moderatörü olarak takılan bir kişi vardı, en önde olmamızdan dolayı tam önümüzde. Fakat kesinlikle o işi yapmaması gerektiğini düşünüyorum. Adeta semineri kendi istediği şekilde yönlendirmek için “Peki bir de şunu soralım” diyerek çeşitli sorular sordu; fakat gel gör ki o sorular o kadar uzun sürdü ki izleyicilere soru soracak yeterli vakit kalmadı. Ha bir de tartışmanın en hararetli yerinde “Peki gazetecilikte lisanın gerekliliği üzerine konuşabilir miyiz?” sorusu üzerine bir katılımcının “Hiç de büyük bir gereklilik değil, alakası bile yok” cevabı ile mahsun bir şekilde “Biz 2 aylık İngilizce kursu veriyoruz” diyerek reklamlarını yapmaya çalıştı, ama adeta bir #fail oldu. Bir de keşke o suyu içtikten sonra ***BRRRRP*** sesini duymasaydık…

</flashback>

Velhasıl benim için az çok eğlenceliydi. Ne kadar acemilik koksa da, katılımcılardan işine ve sektörünü çok iyi bilen kişileri dinlemek güzeldi. “Keşke o biraz daha fazla konuşsaydı” dediğim katılımcılar da olmadı değil; fakat onun da sebebini kendi kafamda basın bültenini okuduktan sonra oluşturdum. Ha bir de, Ekşi Sözlük’ten temsilci katılmış diye yazıyor basın bülteninde; fakat ben “temsilci” olarak gelebilecek kişilerden hiçbirini göremedim. Ha bir tek ben sorumu sorarken “Blog sahibi ve Ekşi Sözlük yazarıyım” dedim; ve onu değerlendirip böyle bir cümle kurmuşlarsa da hafifçene sırıtıyorum burdan —> “:D”