Daha fazla görsel için intagram.com/nactarum

Daha fazla görsel için intagram.com/nactarum

Dibine vurulacak bir vize ve kutlanacak bir evlilik dönümü varsa yapılacak en güzel şeylerden biri hafta sonu kaçamağıydı; bu da en güzel Viyana’da yapılabilirdi. Bu sefer, diğer gezi yazılarından biraz farklı olarak yapıp memnun kaldığımız iki günlük bir Viyana turu (Cuma-Pazar) yazacağım. Olur da yolunuz düşerse faydam dokunsun;

Tur Aralığı: Cuma – Pazar
Uçuş: THY
Konaklama: 25hours Hotel – Viyana (Museumsquarter)

Cuma:

Atatürk Havalimanı’ndan 20:15 – THY uçağı ile gitmek en güzel seçim. Yaklaşık 2 saat 15 dakika süren yolculuk sonrasında, Viyana ile olan 1 saatlik zaman farkından dolayı 21:30 civarlarında şehre ulaşılıyor. Eğer patronunuz/yöneticiniz 16:00-16:30 gibi çıkmanıza izin verir ve iki gün için rock star gibi dört bavul yerine bir adet kabin boy bavul ile idare edebilecekseniz online check-in yaparak çok temiz vakit kazanmak ve bu vakti lounge/duty free’de kullanmak mümkün. Biz öyle yaptık. İyi ki de yaptık.

Havalimanı’ndaki yoğunluk yüzünden 15 dakika kadar gecikmeli kalkış yapabilsek de yerel saat ile 21:30’da Viyana’ya indik. Viyana Havalimanı’ndan şehre inmenin en iyi yolu CAT (City-Airport Transfer) isimli tren. Belirlenen tarih(ler) için online bilet almak mümkün. Fiyat kişi başı gidiş/dönüş 17€ ve havalimanı ulaşımı için en iyi opsiyon. Bu biletlerin çıktısı ile hiçbir şey yapmadan direkt olarak trene binerek 15 dakika sonrasında Viyana Merkez İstasyonu’na ulaşmak mümkün. Buradan da tek bir metro ile MQ’da bulunan otelimize ulaştık. Otele varış saatimiz 22:15’di.

Viyana’da aslında bir çok otel, hostel, AirBnB olanağı ve daha ucuz opsiyonlar olmasına rağmen biz 25hours Hotel’i seçtik, zira aynı şirketin Berlin’de de bulunan Bikini Berlin Hotel’ini gördükten sonra burada kalmamız gerektiğine karar verdik. Gecelik 100€’dan başlayan fiyatlar ile çok ucuz bir opsiyon olmasa da benim önerim eğer bütçede çok büyük bir delik açmayacaksa burada kalınması; zira tepesinde -Berlin’deki otelde de olduğu gibi- şehrin en güzel barlarından birisi olan Dachboden bulunuyor. Zaten neredeyse her şeyi öel tasarım olan otelde, çalışanlar da bir o kadar mükemmel. Zaten kapıdaki paspasın giriş kısmında “Hello Stranger”, çıkış tarafında “Good-bye Friend” yazan otel candır. Konaklamanın burada olduğunu var sayarak hemen devam ediyorum…

22:30’da check-in ve odaya eşyaları bırakma işleri biter bitmez otelin tepesinde bulunan müthiş bar Dachboden’a geçilmeli. Mekan, Kadıköy’deki Hilton’un tepesinde bulunan 360’ın varoş olmayanı dersem yeterince net bir tanım yapmış olurum sanırım. Otelde kalan insanların yanı sıra, şehrin yerlilerinin de takıldığı mekanda çok geniş bir kokteyl menüsü, güzel viskiler, biralar, Fritz-Kola (yaay!) ve güzel müzik bulmak mümkün. Tasarım ve dekorasyon yine mükemmel, garsonlar sıcak kanlı ve cana yakın. Buraya geliyor ve kokteyl içmek istiyorsanız Mojito çeşitlerini (çikolatalı mojito denenebilir) ya da viski kokteyllerini (Jameson & Ginger Ale) denemek farz. Mekan 24 saat açık olsa da siz kendinizi çok yormayın, zira Cumartesi çok uzun bir gün olacak…

Cumartesi:

Sabah kahvaltısı için otelden 5-10 dakika yürüme mesafesinde Ulrich’e gidin. Mekan adını, içinde bulunduğu Ulrich Strasse’den alıyor. Servisi hızlı, yemekleri lezzetli. Adı her ne kadar Full Monthy olsa da İngiliz’lerin Full Monthy’sinden farklı olan; domates, bacon ve yumurtadan oluşan kahvaltı gayet doyurucu. Alternatif olarak sandviç ve kruvasanları da lezzetli ve güne başlamak için ideal. İki kişi kahvaltılı kahveli 20-25€ civarında çıkmak mümkün.

Kahvaltı sonrası Viyana’nın en turistik yeri olan Stephansdom’a gidin. Buraya giderken şehrin alışveriş mekanları, Volksgarten, at yetiştirme merkezi (stables) ve güzel mimarili binaların arasından geçeceksiniz. Öncelik Stephansdom. Mekana giriş ücretsiz olmasına rağmen, ücretsiz giriş sadece kapıdan içeri girmeye yarıyor. Audio tur ya da rehberli turlar ekstra ücrete tabi. Ek olarak kulelere çıkmak da ücrete tabi. Bu bağlamda audio tur, catacombs (mekanın ve şehrin altındaki mezarlıklar) ve kuleleri kapsayan kombine bilet kişi başı 17€. Stephansdom’un içini gezmek yaklaşık 45 dakika sürüyor. Gotik ve Barok mimarinin bir arada bulunabileceği yegane bir mimariye sahip bu mekanda zamanında Mozart’ın çaldığı kilise orgunu ve evlendiği, çocuklarını vaftiz ettiği ve cenazesinin kaldırıldığı yerleri de görmek mümkün. Sonrasında biletimizin içinde yer alan catacombs turu geliyor. 10-13 ve 14-15 arası her saat başı yapılıyor bu tur. Burada Stephansdom’un altına inerek soyluların, kardinallerin ve ünlü din adamlarının mezarlıklarını görmek mümkün. Turun ikinci kısmında ise eski halk mezarlığı olan kısım biraz daha korku tüneli modunda olsa da tarih ve arkeoloji sevenler için bulunmaz nimet. Kimse bilet sormuyor diye sevinmemek adına yazayım, tura katılıyorsunuz, bilet kontrolü tur sonunda yapılıyor. Bileti olmayanlar katılım ücreti ödüyor. Kombine bilet ile 2-3€ gibi bir para cebimize kalıyor. Tur bittiğinde Stephansdom’un kuzey tarafından dışarı çıkıyorsunuz. Tekrar ana kapıdan içeri girerek biletimizin içinde bulunan son kayda değer şey olan kuleye çıkış asansörüne gidiyorsunuz. Eğer isterseniz ücretsiz olarak güney kuleye de çıkabilirsiniz, fakat çok fazla basamak ve çok kısıtlı zaman var… Kuleden göreceğiniz panoramik manzarayı anlatmaya gerek yok. Tüm Viyana’ya hakim bir açınız oluyor. Bol bol fotoğraf çekmek için ideal. Yükseklik korkusu olanlar için sıkıntı, ama değer. Stephansdom’u yaklaşık 2 saatte bitirdikten sonra sıradaki hedefimiz olan Sisi Apartments’a doğru yola çıkıyoruz ve yolda biraz gezine gezine gidiyoruz…

Her şehirde olduğu gibi plakçı gezmeyi ihmal etmedik ve bu araya onları sıkıştırdık. Eğer plakları sevmiyorsanız/ilgilenmiyorsanız bir sonraki paragrafa geçebilirsiniz. Listemizde 5 tane plakçı vardı. Bunlardan ilki Substance. Çok geniş bir sıfır ve ikinci el arşivi var. Özellikle sıfır plaklar arasında çok fazla alternatif/prograsif rock bulmak mümkün. Fiyatlar Amsterdam ve Brüksel’den daha iyi. Buradan Jason Moline/Songs Ohia’nın Magnolia Electric Co. albümünün 10. yıl özel baskısını 24€’ya aldım. Sonrasındaki hedefimiz neredeyse bir ofis masası büyüklüğüne bir alana sahip olan Black Monk’tu. Burayı bulmak baya zor, zira bize de Substance’da bulunan kasiyer tarif etti. Fiyatlar nispeten ucuz, zira dükkanın sahibinin müzikle her nasılsa pek arası yok ve grupları tanımıyor. Bu yüzden Alman baskı bir Pink Floyd – Obscured by Clouds’u 15€ gibi bir fiyata almak mümkün. Buradan da Brüksel’de görüp pahalı olduğu için almadığım Wish Animals Were Here (Wish You Were Here ve Animals albümlerinin kullanılmayan demolarından oluşan bir 2-LP) albümünü 20€’a aldım. Alman baskı çok fazla seçenek var. Vakti olup karıştırmak isteyenler için keyifli. Buradan sonraki durağımız sırası ile otelimize yakın olan Moses ve adını unuttuğum, fakat 25h Hotel’in hemen 200 metre ilerisinde bulunan plakçılar oldu. Buralardan da sadece Pink Floyd – BBC Sessions’ı alarak Viyana plak maceramı sonlandırdım. Bu bağlamda gerçekten güzel bir çok plakçı daha bulmak mümkün. Deep Purple, The Doors, King Crimson, Black Sabbath gibi grupların plaklarını 10-15€ civarlarında alabilirsiniz. Aldığımız plakları otele bırakmak ve turumuza devam etmek adına odamıza kısa bir süre uğradıktan sonra yolumuza devam ettik. Şimdi konuya döneyim…

Sisi Apartments’a online bilet alınabiliyor. Mekan saat 18:00’de kapatıyor. Görülmesi gereken yer sadece Royal Apartments kısmı olduğu için burayı 30 dakika gibi kısa bir sürede gezmek mümkün. Dolayısı ile 17:30’da en geç giriş yapmak gerekiyor. Bunu hesaba katarak Nachsmarkt isimli bit pazarı/yemek fuarı tadında yere giderek hem biraz gezinmeye, hem de farklı yemek opsiyonları ile öğlen yemeğimizi değerlendirmeye karar verdik. Burada çok fazla yemek opsiyonu var. Türk yemeklerinden Çin yemeklerine kadar her şey. Bizim tercihimiz Picolla Italia isimli küçük bir Italyan şarküterisi oldu. Vitrinindeki ürünlerden oluşan bir tabak ve güzel şarap içmek için ideal bir yer. Et, peynir ve sebzeden oluşan baya büyük ve doyurucu bir tabak, yanında zeytin yağı, sirke ve özel yapılmış ekmek; son olarak da tatlı beyaz şarap. Özellikle o günün aşırı sıcak olması ile birlikte o buz gibi tatlı şarap ekstra güzel geldi. 40€ ödediğimiz hesap temelinde biraz fazla olsa da, her zamanki gibi aynı kaliteyi Türkiye’de aynı fiyata almanın mümkün olmayacağını bilerek ödediğimiz paranın her şekilde hakkını aldığımızı bilerek yolumuza devam ettik. Zaten bir sonraki durağımıza da uğrayabilmek adına kendimizi çok fazla şişirmemeye özen göstermiştik.

Adeta bir Hobbit edası ile saat başı yemek yediğimiz gezide, Küçük İtalya sonrası durağımız çok değil hemen 30 dakikalık bir bit pazarı gezisi sonrası Viyana’nın en ünlü sosis büfesi olan Bitzinger oldu. Diğer büfelerin önü boşken burada deli sıra vardır. Doğru yere geldiğinizi buradan anlayabilirsiniz. Ne kadar tok olursanız olun, buraya uğrayıp sosis yemeniz gerekiyor. Bizim tercihimiz Kasekraner (peynirli sosis) ve Frankfurter oldu. Abartmıyorum, hayatımda yediğim en iyi sosisti; ki Almanya ve Hollanda’da baya iyi sosisler denemişliğimiz de var. Burada hem kısa bir dinlenme, hem de müthiş bir fast-food/büfe yemeği deneyimi yaşamayı ihmal etmemek gerekiyor.

Çılgıncasına doyduktan sonra Sisi Apartments’a tam 17:20’de giriş yaptık ve tahmin ettiğimiz gibi 30 dakikalık çok hızlı bir tur ile gezmeyi başardık. Her zaman olduğu gibi uzun uzun anlatmayacağım Sisi’yi ve Sisi Apartments’ı. Tarih anlatmayı sevmem, zaten onun için Wikipedia var. Fakat gidip görülmesi gereken bir müze. Özellikle Türkiye’de müze denince akla Topkapı Sarayı’nın gelmesinden dolayı özellikle Türk’lerin gidip görmesi ve gerçek müze nasıl olur anlaması gereken bir yer. Amsterdam’daki Anne Frank House ile birlikte, tarihi en güzel yaşattığını düşündüğüm yerlerden birisi oldu.

Günlük turistik gezilerimizi bitirdikten sonra akşam yemeği rezervasyonumuz 20:30’da olduğundan dolayı kalan 3 saate yakın vaktimizi yaya yaya geçirmeye karar verdik. Tur ile yurt dışına çıkanların tabiri ile “özgür zaman”. Bizim buradaki tercihimiz Volksgarten üzerinden otelimize dönmek ve bu esnada Volksgarten’ın çimlerinde yarım saat kadar yatmak oldu. Zira tüm günü yürüyerek geçirmiştik. Yarım saatlik dinlenme ve kendimize gelme sonrası otelimize dönerek yine Dachboden’de birer kokteyl içtik ve akşam yemeği için 20:00 civarı otelden ayrıldık.

Akşam yemeği için gidilmesi gereken yegane yer Figlmüller, yenmesi gereken yegane şey tabii ki şinitzel. Fakat Figlmüller kapıdan selam verip girilebilecek bir yer değil. Rezervasyonunuz yoksa kapısında 30-60 dakika sıra beklemeniz muhtemel, fakat yemeği yediğinizde buna değeceğini görmeniz daha muhtemel. İnternet üzerinden rezervasyon yapabiliyorsunuz. Biz de bu şekilde 20:30’a rezervasyon yapmıştık. Yaklaşık 20 dakika kadar erken geldiğimiz için bu süreyi her zaman olduğu gibi Hard Rock Cafe’yi ziyaret ederek geçirdik. Sonrasında kısa bir yürüyüş, biraz ortalıkta gezinmeden sonra rezervasyon saatimizde kapıya gittik ve sıra bekleyen insanların arasından direkt olarak bizi aldılar ve masamıza oturttular. Buraya gelip yiyeceğiniz şeyler patates salatası, Figlmüller şinitzel (domuz) ve Vianese şinitzel (kırmızı et). Eğer iki kişiyseniz bir tanesini paylaşabilirsiniz, zira burada şinitzel siparişi verince İç Anadolu Bölgesi geliyor. Boyutu anlayabilmek adına lahmacun kadar bir şinitzel geldiğini farz edebilirsiniz. Masaya oturduğumda “yani bir deneyelim tabi, ama bir daha gelmeye gerek var mı bilemedim” dediğim yere gittikten sonra bir daha şinitzel yememeye karar verdim. Tarihin en iyi şinitzelini yedikten sonra Figlmüller ile yollarımızı ayırdık ve Viyana’nın gece hayatına doğru küçük adımlar ile yürümeye başladık…

Viyana’da bizim bir hafta sonu geçirecekseniz gitmeniz gereken yer nehir kıyısında oluşturulan yapay plaj konseptli eğlence mekanı Standbar Herrman olmalı. Tuna Nehri kıyısında oluşturulmuş olan yapay bir kumsal ve burada bulunan bir çok farklı konseptli bar ve kafeden oluşan mekan genç/yaşlı ayrımı olmadan herkesin takıldığı bir yer. Saat 22:00 civarında buraya gelip kumsalda boş bulduğumuz iki koltuğa çökerek saat 23:00’e kadar olan canlı DJ performansı eşliğinde farklı barlardan aldığımız güzel kokteylleri içerek vakit geçirdik. Giriş ücretsiz, fiyatlar makul, ortam mükemmel. Özellikle Ağustos başında havanın da hafif serin olması ile burada güzel vakit geçirmemek mümkün değil. Kalabalık bir arkadaş grubu ile gidilip sabahlara kadar oturulası bir mekan yapmışlar. Biz ise hala Kurbağalı Dere’nin kokusunu tartışıyoruz…23:30 gibi buradan otelimize dönmeye karar verdiğimizde Google Maps bize hoş bir sürpriz yaparak 2 aktarma ile gideceğimiz yolu Über ile 7€’ya gidebileceğimizi gösterdi. Aracımız çağırdıktan 5 dakika sonra bizi mekan girişinden aldı, 15 dakika sonra ise otelin tepesinde -yine- Dachboden’de gecenin son kokteyllerini içiyorduk. Saat 01:00 civarı odamıza inmek üzere asansöre bindiğimizde, bir önceki gece bize servis yapan garson asansör kapısını tuttu, hal hatır sordu, sonraki gün döndüğümüzü söylediğimizde aşırı ve alışık olmadığımız kadar insancıl bir şekilde bize iyi yolculuklar diledi. İşte o an otele girerken “Hello Stranger” olan paspas yazısının, neden çıkarken “Good-bye Friend” olduğunu tekrar fark ettik…

Pazar:

Son günümüze öncelikle otelimizden check-out yaparak başladık. Burada kritik nokta dönüş uçağını 19-21 gibi bir saate almak. Zira Viyana o kadar küçük ve kolay ulaşımlı bir şehir ki kısıtlı süre içerisinde bile rahatlıkla gezmek mümkün. Bavullarımızı otele emanet ettikten sonra ilk hedefimiz kahvaltı oldu.

Kahvaltı için ikinci gün önerim Blue Orange. Metro ile aktarmasız 10 dakikada ulaşmak mümkün. Servis hızlı, yemekler -herzamani gibi- lezzetli. Farklı çeşitte kahvaltı tabakları olmasına rağmen uzmanlık alanları bagel çeşitleri. Tatlı ya da tuzlu ürünler ile servis edilen çeşitleri var. Bacon ve yumurtalı olan ile ballı, reçelli, peynirli servis edilen tatlı olanını denedik ve tabii ki memnun kaldık. İki kişilik ayak üstü lezzetli bir kahvaltıyı ücretsiz wi-fi ile yemenin ederi 20€ mudur bilemem, ama ben tatmin oldum. Zaten bir öneri olarak mümkünse turistik geziye gittiğiniz yabancı ülkelerde öğlen yemeklerini McDonald’s, kahvaltıları Starbucks’ta da yapmayıverin; biraz lokal yerlere takılın. TripAdvisor diye bir şey var…

Kahvaltı sonrası yolumuz nispeten uzundu, zira gidilecek yer Schönnbrunn’da bulunan Sisi’nin yazlık sarayıydı. Nispeten Berlin’deki Potsdam’da bulunan Sansoucci Sarayı’nı andıran mekanı ilk gördüğümüzde Sisi’nin Berlin ziyaretinde burayı görüp “daha büyüğünü yapalım” diyerek bunu yaptırdığını düşündük. Geziye açık olan kısım sarayın neredeyse sadece üçte biri. Ek olarak neredeyse Ümraniye büyüklüğünde bir bahçesi var. Bu bahçenin de büyük bir kısmı ücretsiz, fakat özel alanlar (labirent, konsept bahçeler… vb) ek ücrete tabi. Burayı gezmek de aslında 2 saat kadar sürecekken, hızlı bir tur ile 1 saat civarında tamamlanabiliyor.

Saray ve bahçede kısa bir turu tamamladıktan sonra turizm adına yapacağımız her şeyi neredeyse tamamlamıştık. Bu bağlamda merkeze dönerek ilk olarak önceki gün tadı damağımızda kalan Bitzinger’de bir sosis daha patlattık. Sonrasında da Viyana’nın meşhur tatlıları olan Sachertorte ve Apfelstrudel ile melenge içmek için Opera Binası’nın hemen karşısında bulunan, bizdeki karşılığı İnci Profiterol olan Aida’ya gittik. Opera Binası’na neden girmediğimizi merak edenler için tadilatta olduğunu da buraya ekleyeyim, sonra başıma bir iş gelmesin.

Görüldüğü gibi saat henüz 14 civarlarını gösterirken Viyana’yı büyük oranda bitirmek mümkün. Muhtemelen görülebilecek daha bir çok yer vardır, fakat öne çıkan ve turizmin kalbinin attığı yerleri gezmek adına bir buçuk gün yeterli oluyor. Saatin erken olmasının da verdiği gaz ile Viyana’nın ünlü alışveriş caddesi olan Mariahilfer Strasse’de kısa bir yürüyüş yapabilirsiniz. Fakat sorun şu ki günlerden Pazar olduğu için HİÇBİR YER açık olmayacaktır. Zaten fiyatlar da alışveriş yapma istediğini ortadan kaldıracak derecede yüksek… O yüzden ani bir karar ile Viyana’nın aşırı ünlü olmasa da bir çok kartpostal fotoğrafında yer alan renkli evlerinin bulunduğu Hundertwasser Haus’a gitmeye karar verdik. Hundertwasser Haus, Viyana Merkez tren istasyonuna 10 dakika yürüme mesafesinde. Bu yüzden bavulları alıp otadan direkt olarak havalimanına geçmek çok mantıklı. Burada hemen Viyana Merkez istasyonuna bir paragraf açıyorum;

CAT girişinin kapısında City Check-In diye bir nokta var. Buraya gelerek bavullarınızı verip uçuşunuza check-in yapabilirsiniz. Bavullar otomatik olarak havalimanına uçuşunuza gönderiliyor, siz ise uçağınızın saatine göre direkt olarak CAT ile havalimanına gidiyor ve uçağınıza biniyorsunuz. Müthiş hizmet ve tabii ki THY burada yok. O yüzden bavullarımız bir süre daha bizimle beraber gezmek durumunda kaldı. Fakat burada hizmet veren bir havayolu ile uçuyorsanız bu bilgi hayat kurtaracaktır…

Hundertwasser Haus, Gaudi tasarımlarını hatırlatan üç adet bina. Aslında binaymış, şimdilerde mini bir turistik tesis olmuş. Restoranlar, kafeler, dükkanlar… Fiyatlar Viyana genelinden pahalı. Sadece gidip fotoğraf çekmek yeterli. Zaten o da muhtemelen en fazla yarım saat alan bir aksiyon. Biz de öyle yaptık ve Viyana’daki programımıza son noktayı koyduk.

CAT ile havalimanına gittiğimizde online check-in yaptığımız için hala hatrı sayılır bir vaktimiz vardı. Bu vakti vasat da olsa duty-free’lere bakarak ve -yine- vasat Türk turistlerin kendilerini övüp Avusturya’lıların ne kadar aptal insanlar olduğunu dinleyerek geçirdik. Bu bağlamda duty-free’den her Avusturya yolcusunun yaptığı gibi kimsenin sevmediği ama adetten alınan Mozart çikolatalarından almayı da ihmal etmedik.

Türkiye’ye yerel saat ile 00:00 gibi indik. Atatürk Havalimanı her zamanki gibi deli kalabalıktı. Duty-free’ye bile gitmeden eve gitmeye karar verdik. Burada son öneri olarak taksi yerine Über tercih edin. En fazla 20 lira fazla verirsiniz, ama leş taksici çekmezsiniz…

TL;DR:

Nerede kal? – 25Hours Hotels Viyana
Ne ye? – Şinitzel ve sosis ye. Ama çok ye.
Ne iç? – Kokteyl iç, yerel biralardan iç, Fritz-Kola iç.
Ne al? – Bence bir şey alma, ama meraklıysan plak al, duty-free’den de kimsenin yemeyeği Mozart çikolatalarından al.
Ne yap, nereleri gez, nerelerde ye?
Cuma: Dachboden (ortamlar)
Cumartesi: Ulrich (kahvaltı), Nachmarkt & Bitzinger (öğle yemeği), Figlmüller (akşam yemeği), Standbar Hermann (ortamlar), Dachboden (daha çok ortamlar); Stephansdom, Sisi Museum
Pazar: Blue Orange (kahvaltı), Bitzinger (öğle yemeği), Aida (tatlı); Schönbrunn, Hundertwasser Haus