Yanlızlığın anlaşıldığı bazı anlar vardır. Cep telefonunun şarjının aslında o kadar kaliteli olduğundan değil de, kimse aramadığı için uzun süre gitmesi, konuşmaya hasret kalıp kedi ile rakı sofrası kurmak, yemeklere isim takıp onları yemeden önce son anlarında samimi şekilde muhabbet etmek… Evet, bunların hepsini ben yaşadım. Ama bu yazıda, yanlızlığı ilk farkettiğim andan bahsedicem.

27 yaşındayım. Nisan’da o da bitecek <alakasız mevzu>Çoğu hayranı olduğum insanın çeşitli sebeplerden dolayı ölüp, 27’yi efsaneleştirdiği bu yaşta onu bile beceremedim -ki öyle de özel bir çabam yoktu zaten</alakasız mevzu>. Kardeşim ise 18. Aramızda tam olarak 8,5 yaş fark var. Aslında şu aralar çok sırıtmasa ve keyifli olsa da, küçükken “ooOOoo erkek kardeşin mi var ne guzel işte, oynarsınız beraber hep ki siz” cümleleri bize pek uymuyordu. Zira benim Majorette’lerden, Transformers’lardan, boş kutulardan şehirler yarattığım dönemlerde, o genellikle Godzilla misali bu şehirleri yakıp yıkmaktan daha çok hoşlanıyordu. Bense Cloverfield’daki çaresiz gençlerden öteye gidemiyordum.

Yıllardan muhtemelen 1992 ya da 1993’tü. Ben ilkokuldaydım ve anneannemlerde kalıyordum haftaiçleri annemler çalıştığı için. Sert ve bol karlı bir kış geçiyordu ve okullar tatil olmuştu. Kardeşim henüz bir yaşını doldurmamış ve Godzilla moduna girmemişti, fakat hala ortak bir nokta bulamamıştık, dolayısı ile çok fazla beraber takılmıyorduk -küsur aylık çocukla ne kadar takılabileceksem artık. Deli gibi kar yağmıştı ve ben anneannemden izin alarak arka bahçeye oynamaya çıkmıştım. Fakat aksi gibi benden başka kimse yoktu. Anneannem, yine her zamanki gibi arka balkondan bir süre beni izliyordu. Başarısız kardanadam yapma çabalarıma kayıtsız kalamamış olsa gerek ki camı açıp “küçük bir parça kartopu al, yuvarlaya yuvarlaya büyüt” dedi. Aynen dediğini uygulamaya başladım. Kar baya güzel bir kardı muhtemelen, arka bahçeyi bir tur gezince maşallah geçtiğim yerlerde kar kalmamıştı. Elimde ise benim boyuma yakım bir kar kütlesi vardı. O zamanki boyumun 1,50 falan olduğunu düşünürsek gayet başarılı olduğunu düşünüyorum. Sonra kardanadam yapmaya başladım.

<ara>

Billur Tuz reklamları vardı o dönem. “Billur Tuuuz, Billur Tuuuuz, Billur Tuuuuz, Billur Tuuuuz” diye başlar “tuzlukta poşette, her zaman her yerde, bil-lur-tuz” der ve sonrasında “akaar akaar akar” derdi. Bak nasıl da kalmış aklımda.

</ara>

Bahçeyi gezerek topladığım büyük kütle vücut olacaktı. O yüzden bir de kafa yapmam gerekiyordu. Küçük bir kütle ile tekrar aynı şeyi uyguladım ve kafa boyutunda bir kütle daha elde ettim. Daha sonra onu kaldırarak vücudun üzerine koydum. Tam vücut kısmına şekil vermeye başlamıştım ki, kardanadamımın kafası düştü ve kırıldı. Üzülüp üzülmediğimi hatırlamıyorum bu kadar detayı hatırlamama rağmen -ki duygularla aram zaten hiç iyi olmamıştır. Sonra nereden aklıma geldiyse -ilkokulumuzun bahçesindeki Atatürk heykelini hatırlamış olabilir o an için- kendimi kardan heykel yapabileceğime inandırdım ve anneannemden küçük bir bıçak aldım. Akabinde bıçakla usta bir heykeltraş gibi kar kütlemi oymaya başladım. İlk başlarda gayet iyi gidiyordu. Fakat daha sonra, heykel olarak başladığım şeyin, heykelden ziyade bildiğin televizyon koltuğuna benzediğini farkettim -bak bunu çok net hatırlıyorum. Sonrasında ise aklımda ilk beliren imaj tahtında oturan İskeletor oldu. Süper alakasız, ama doğrusu bu. Sonra bu çalışmaya devam edip, televizyon koltuğunu tahta benzetip, tek başıma üzerine oturduğumu hatırlıyorum. Muhtemelen İskeletor’un gülüşü gibi “Neh Neh Neh Neh” de yapmışımdır, inşallah gören olmamıştır.

Kendi kendime önce İskeletor, sonra kral oldum. Alemin kralıydım, ama halkım yoktu; şovalyem, prensesim olacak arkadaşım yoktu etrafta. Tahtta oturmaya devam ettim. Sonra anneannem çağırdı. Üşüyecekmişim, gel dedi. Eve gittim. Kardeşim mamasını yemiş akşamüstü uykusuna yatmıştı. A Takımı 6 buçuktaydı. Evde yapacak bir şey yoktu, ama en azından üşümeyecektim.

Görsel ile ilgili not : Uzun zamandır McFarlane’in Spawn koleksiyonundan beğendiğim parçaları biriktiriyorum. 50 60 parça figürüm var yanılmıyorsam. Bu figürü gördüğümde aklıma ilk gelen düşünce figürün bende olup olmadığı değil, bu anımdı. Ve ben aynı bu pozun elinde kurukafa yerine kartopu olanını o gün orada, evimizin arka bahçesinde vermiştim. Ben aslında Spawn’ım, ama tahtım eridi.