Dünyanın en iyi adamı değilim. Olmak gibi de bir çabam yok (Bir yerlere daha önce yazmış olabilirim muhtemelen). Ama kötü bir adam oladığımdan net eminim. Kötü adamların arasında kalmışlığım da yok halbuki <buraya gönderme gelecek>.

Hayatım boyunca hazır cevaptım. Her şeye verecek bir cevabım vardı. Genellikle mantıklı olan anlarda vermeyi, diğerlerinde susmayı tercih ederdim. Zira şu hayatta ilkokul düzeyi cevaplar ve tepkilerden baya bir nefret etmişliğim vardır. 27 yaşındayım, hala bir değişiklik yok bu huyumda. İlkokul çocuğuna “Ders çalış” dediğimde “Sen çalış” cevabını alsam bile, yaşına bakmadan o çocuğa söylediğinin mantıksızlığını anlatmaktan sıkılmayacak bir yapı sahibiyim. Belki bu bağlamda artık mantıksız anlarda da susmamayı tercih etmeye başladığım söylenebilir.

Bir tartışma esnasında ise konu bütünlüğüne deliler gibi önem veren bir insanım. Yapılmaması gereken bir şeyin yapıldığı bir durum üzerine tartışırken “Ama sen de <insert “başka bir şey” here> yapmıştın, o ne olucak?” cümlesini duymak beni yeşertip yeşertip, ıslak pamuk içindeki fasulyeden hallice Hulk’a, bilemedin Shrek’e çevirmeye yeter de artar bile. Bu en basidinden üç anlama gelir gözümde;

1-Ben bu tartışmada sıçtım, haksız olduğumu biliyorum ve şu an konuyu daha haklı olduğumu düşündüğüm bir yere getirmeye çalışıyorum.
2-Ben tartışabilecek kapasitede değilim.
3-Daldan dala sekerek asıl tartışmanın konusunu unutturmaya çalışıyorum, ki kafan karışsın. Sonra ben bir şekilde üste çıkarım.

Dedim ya, hep hazır cevap oldum hayatımda ve bu cümleyi duyup niyeti anladığım anda duruma uygun cevabı vermeyi görev edinmişimdir kendime. Fakat hep cevabı BEN vermişimdir. Başkalarını tartışmaya alet ederek, benim veremediğim ya da veremeyeceğim cevabı onların vermesini beklememişimdir. Ya da en basidinden alacağım cevapları/tepkileri kaldıramayacağım bir tartışmaya girmemiş, etkide bulunmamışımdır. Zaten insanın annesine küfür edip, karşılığında sadece “salak” tepkisi beklemek de denyoluktan öte bir şey değildir.

Umut Sarıkaya’nın bir Fırat karikatürü vardı. Onu bulamadım, ama kitabından bir ara scan edip ekleyebilirim belki yazının sonuna. Misafirlikte mahalleden arkadaşının namaz kılabilmesinin çok takdir edilmesini kıskanan Fırat (niye takdir ediliyorsa artık) ‘tan da bir şey yapması istenir. O da klasik olarak “Göt – Bok” der. Altın günü kadınları “Hahahaha pek de şekermiş bu” diye gülmeye başladıkça takdir edildiğini zanneden Fırat’ım şımardıkça şımarıp daha fazla küfür etmeye başlar. En sonunda ağzına güdümlü anne terliği yer.

Bunun gerçek hayattaki yansımalarını yakalamamak mümkün değil. Sırf  “çok eğleniyorsunuz siz, ben de eğlenmeliyim” mantığı ile ortama dahil olma çabası ile aynı Fırat’lığı yapıp, akabinde anne terliğini değil; ama “hazır cevaplık” ile “kaldıramayacağı tepki”yi alınca gerçeğin hiç de karikatür basitliğinde olmadığını anlaması ile kırılıp küsen insanların yansımalarından bahsediyorum. Ve evet, hayat karikatür basitliğinde değil. Kaldı ki karikatür hiç de basit bir şey değil.

Dedim ya, hayatım boyunca hep hazır cevap oldum ve her şeye verecek bir cevabım oldu. Fakat artık bu konuda seçiciyim. Cevap vermeye değecek konular dışında, insanları da seçmeye başladım. Bu bağlamda daha çok susan, daha çok yazan bir adam oldum. Yazabildiğim sürece şikayetçi değilim. Nasıl olsa da okunsa da anlaşılmayacağı aşikar…

NOT : Gerizekalı olmadığımdan net eminim.