Parc de Citudella

Ön Bilgi: Aslında biz buraya Eylül başında gittik, fakat gerek üşengeçlik, gerekse yoğunluktan dolayı ben bu yazıyı “yıl bitmeden yazmazsam içimde kalacak” diyerek bugün ancak yazabiliyorum.

Çok sevdiğimi ülke, Hollanda’nın Nisan’daki gezimiz için sağolsun altı aylık vize vermesinin ve yine çok sevdiğimiz arkadaşlarımız Onur ve Zeynep (Cengiz)’in Barcelona’da evlenmeye karar vermelerinin ve bizi de sınırlı sayıdaki davetli arasına dahil etmesinin hemen akabinde “vizemiz var, öyleyse neden gitmiyoruz?” diyerek bu teklifi düşünmeden kabul ettik ve düğün görünümlü turistik bir maceraya atıldık…

1. Gün: Barcelona’ya varış ve Casa Mathilda check-in

Atatürk Havalimanı’ndan 20:30’da kalkan THY uçağı ile gittik Barcelona’ya. Saat farkını da hesaba katınca saat 23:00 – 23:30 arasında pasaport kontrolünden geçmiş, havalimanından çıkmıştık. Barcelona Havalimanı’ndan şehre, Türkiye’deki Havataş benzeri Aerobus seferleri var. Son durak Catalunya meydanı ve fiyat da kişi başı 5.90 Euro; eğer gidiş-dönüş 10.20 Euro. Catalunya meydanına geldikten sonra ise çok uzak olmayan otelimiz Casa Mathilda’ya geçmek için taksiye bindik. Meydan’dan Diagonal’a gece tarifesi ile 5 Euro’ya tuttu; ki zaten Barcelona’da anlamadığım bir şekilde taksi çok pahalı olmadığından günlük ulaşımda tercihimiz ağırlıklı olarak bu yönde oldu.

Otelimiz Casa Mathilda, Diagonal adlı Bağdat Caddesi benzerinin hemen üzerindeydi. Taksilerin aksine, otellerin nispeten pahalı olduğu Barcelona’da hem lokasyon, hem de kalite olarak ortalamanın üzerinde olan otelimize gecelik iki kişi yaklaşık (oda-kahvaltı) 100 Euro ödedik. Buna, küçük bir şımarıklık olarak “ya gitmişken teraslı oda olsun bari” dediğimiz için ödediğimiz ekstra 15 Euro da dahil. Casa Mathilda, geleneksel otellerden farklı olarak bir ev konseptine sahip. Otelde 08:00 – 19:00 arası resepsiyon hizmeti bulunmakta. Bu saatler dışında otelde sadece misafirler var. Eğer bu saatler dışında check-in yapıyorsanız mail ile kendilerine bildirerek ilgili kişinin telefon numarasını isteyebilir ve Aerobus’a bindiğinizde kendisine telefon edebilirsiniz. Gittiğinizde sizi karşılamak için otelde oluyorlar, oldular.

Odamıza giriş yaptıktan sonra havanın da ılık olmasını fırsat bilerek odamızda bulunan ücretsiz kahve kapsüllerini, ortak yaşam ve takılma alanında bulunan makina ile birer fincan kahveye çevirerek, gecelik 15 Euro fazla ödediğimiz terasımızda bir süre takıldıktan sonra geceyi bitirdik.

2. Gün: Walking Tour – Gaudi Tour – Gothic Quarter

Otelde kahvaltımızı ettikten sonra, turistik gezi ayağına hızlı bir giriş yaptık. Daha önce Amsterdam ve Brüksel’de katıldığımız Sandemans’ın Free Walking Tour ekibi ile buluşmak için yürüyerek otelimizden Jaume durağına gittik. Yine bu ekibin müthiş rehberleri ile 3 saatlik bir yürüyüş turu yaparak Barcelona’yı kısmen bitirdik. Tur esnasında aklımda kaldığınca Plaça Del Rei, Barcelona Katedrali, Gothic Quarter, Barre Quarter, George Orwell Meydanı (Plaça Trippy) başta olmak üzere tonla yeri gezdik. Turun tam ortasında La Ramblas’da adını hatırlayamadığım bir mekanda kısa bir mola verdik. Bu esnada, aynı ekibin saat 15’te başlayacak olan Gaudi Turu için biletlerinden satın aldık. 17 Euro olan biletler, yine Jaume’den başlayarak Sagrada Familia’da biten 2,5 saatlik bir turu kapsıyordu. Saat 17:45’te de Sagrada Familia biletimiz olduğu için mükemmel bir denk gelme oldu.

Yürüyüş turumuz bittikten sonra 2 saatlik bir zamanımız vardı. Bu bağlamda Mercado Santa Caterina’da gezindik, Orange’dan 10 Euro’ya 2GB’lik bir internet paketi aldık (ve yedek telefonumuzu hot spot olarak kullanarak baya internet kafe gibi gezdik), sabah otelimizden Jaume’ye yürürken gördüğümüz ve gitmek istediğimiz pizzacı NAP’ta yemek yedik. Gerçek Napoli pizzası yapmalarından dolayı adı NAP ve gerek yemekleri, gerekse servisi gayet kaliteli. Fiyatlar adam başı 10-12 Euro civarında ve gayet tatminkar.

Yemek sonrası Gaudi & Modernism Tour için tekrar Jaume’ye giderek Sandemans ekibi ile buluştuk. Bu turun içeriği de Casa Mila, Casa Battlo ve bitiş noktası olan Sagrada Familia başta olmak üzere Gaudi’nin bir şekilde ucundan dokunduğu tüm eserlerden oluşuyordu. Turun sonuna doğru, Casa Battlo’dan Sagrada Familia’ya metro ile geçmemiz gerektiğinden 10 kullanımlık biletlerden aldık. Bunun fiyatı da 10 Euro ve çoklu kullanıma izin veriyor. Yani iki kişi beşer kullanımdan bu bileti kullanmak mümkün. Herkes için birer bilet almaya gerek yok bu bağlamda. 17:25’te biten turun ardından 17:45’te Sagrada Familia’ya girip, ne kadar mükemmel bir eser olsa da aşırı kalabalıktan dolayı hızlı bir tur yaptıktan sonra akşam eğlencesi için otelimize döndük.

Akşam turistikten düğün görünümlü kısma geçiş yaparak La Fonda’da gayet iyi ve aşırı ucuz bir yemek yedik. Yemek, Berlin’den sonra gördüğüm en ucuz yemekti sanırsam. 6 kişi; başlangıç, büyük porsiyonlu ana yemekler, tatlı ve iki litre sangria için adam başı 20 Euro ödedik; ki deniz ürünleri ve et ağırlıklı yediğimiz detayını da verirsem fiyatın verimliliği daha da öne çıkacaktır. Yemek sonrasında Plaça Reial’da bulunan Ocana’da birer içki için başladığımız mecara iki ve üçe doğru giderken yerinde bir karar alarak geceyi bitirdik. Buraya gidenler için yegane önerim cin kokteylleri olur. Özellikle portakal likörü ve cin ile yapılan lokal kokteyller gayet lezzetli ve “çarpıcı”.

3. Gün: “She Said Yes!”

Düğün/nikah günü olduğundan nispeten boş kalan bu güne, her yurtdışı gezisinin değişmezi Primark ziyaretimiz ile başladık. Diagonal üzerinde, bize nispeten uzak olan bir lokal AVM’de bulunan Primark’a orobüs ile 15 dakikalık bir yolculuk sonrasında ulaştık ve gereğini yaptık. Kısa bir geleneksel plakçı turundan sonra -ki fiyatlar ve çeşitlilik çok iyi- Rosa Del Raval’da fiyat/performans açısından yine tatminkar olan bir meksike yemeği yedik. Taco, her ne kadar lezzetli olsa da, daha iyi olabilirdi.

Sonrasında 13:00’da La Ramblas’daki Türk Konsolosluğu’nda yerimizi almak üzere otele dönük, üstümüzü değiştirdik ve Türkiye’de Periscope üzerinden canlı yayınlanan ilk nikahta katılımcı olarak yerimizi aldık. Herhangi bir sorun çıkmadı ve arkadaşlar başarı ile evlendi (mesleki dezenformasyon). Nikah sonrası hızlı konsolosluğun karşısında bulunan Orange’dan internet paketimizi tazeledik, zira iki kişi hakkını vererek paketi iki günde tüketmiştik. Faydalı bilgi olması için yazıyorum; Orange’dan internet paketi yenilemek istediğinizde manyak gibi sıra beklemenize gerek yok. Dükkanlardaki otomatlardan hattınıza 10 Euro’luk yükleme yaptıktan sonra -bir görevliye sorarsanız söyleyecektir- krediyi GB’a çevirmek için bir numaraya İspanyolca bir mesaj atıyorsunuz ve 2 GB internet, yine elinizin altında oluyor. Bunu da hallettikten sonra akşam ki sürprizli organizasyona katılmadan önce dinlenebilmek adına otelimize döndük.

Düğün yemeği, BYOB konseptinde, Eat With sitesi üzerinden ayarlanmış ve Trafalgar’da bulunan bir teras katında Derya (@foodiebackpacker)’nın bize müthiş yemeklerini sunduğu bir house party’di. Gece boyunca müthiş bir evde, müthiş bir şefin yaptığı harika yemekler eşliğinde muhabbet ettik, içtik, eğlendik. Gecenin en önemli noktası 2 büyük şarap, 3 litre sangria ve bir büyük Jack Daniels’a toplam 19 Euro ödemiş olmamdı sanırım. Gecenin ev sonrası kısmı çok net olmamakla birlikte (1 şişe şarap ve 1 şişe JD içtikten sonra normal), sırası ile sanırım gece 12 gibi Plaça Reial’a, sonrasında Plaça Trippy ve marinaya giderek geceyi deniz kenarında bitirdik. En azından fotoğraflar bu yönde bir sıra izliyor. Sabaha karşı emin olamadığım bir saatte otele dönmüşüz. Daha doğrusu arkadaşlar bırakmış. Sağolsunlar.

4. Gün: Park Güell – La Ramblas – Barcelona Beach

Bir önceki gün yüklü miktarda içmemize rağmen sabaha erken başlayarak ilk otobüs ile Park Güell’e çıktık. 5-6 yıl önce annem Barcelona’ya gittiğinde bir çok kısmı ücretsiz olan ve Barcelona’nın en güzel fotoğraflarından bazılarını çekebileceğiniz Park Güell’de artık her yer ücretli olmuş. Dolayısı ile kimsenin sallamayacağı bir protestoda bulunarak ücretli hiçbir yere girmedik. Kısa bir yürüyüş sonrasında La Ramblas’a geçerek tüm caddeyi baştan sona yürüdük.

La Ramblas’dan plajlar bölgesine gitmeden önce -inanılmaz bir yürüyüş mesafesi- Mercado La Boqueria’dan yolda atıştırmalık bir şeyler aldık. Burası dev bir food court ve içinde her türlü yiyeceği, inanılmaz uygun fiyatlara bulmak mümkün. Biz, deniz ürünleri ve et ağırlıklı tepeleme bir tabağı 8 Euro’ya alarak gezerek yemek yeme konusunda yeni bir sayfa açtık. Karnımızı tam doyurmamaya dikkat ettik, zira plajlar bölgesine vardığımızda Makamaka’nın son boş masasına saldırırcasına oturarak mükemmel Mojito’lar eşliğinde yine mükemmel burgerler yedik. Kısıtlı vaktimiz olduğu için yanımızda mayo getirmemiştik, bu yüzden sadece kuma basmakla yetinsek de bizi kesmişti (ben tatmin oldum).

Plaj sonrası, ilk günden beri uğramak istediğim Norma Comics’e geçtik. Londra’daki Forbidden Planet’a benzer bu dükkanda herkes için bir şey var diyebilirim. Özellikle alt kattaki anime/manga kısmı görülmeye değer. Kendime nasıl hakim oldum bilmiyorum, fakat hiçbir şey almadan başarı ile terk ettik mekanı ve Parc de Citudella’da kısa bir yürüyüş turu yapmaya karar verdik. Aşırı sıcak ve kalabalıktan dolayı (çünkü Cumartesi) yürüyüşümüzü çok kısa tutmuş olsak da, mimari ve şehir planlamasına hayran kalacak kadar vakit geçirebildik.

Akşam programımız, ünlü tapas mekanı La Fluata’da yemek ve sonrasında Chupitos’ta içmekti. La Fluata’ya gidecekler için; kesinlikle gidin, ama rezervasyon yapın. Fiyatlar yine adam başı 15-20 Euro civarında ve gayet lezzetli. Chupitos ise açıkçası 3. sınıf Kadıköy barı gibi ve aşırı küçük. Şahsen tercih edeceğim bir yer değil, kaldı ki zaten 4 günün verdiği tepeleme yorgunluktan dolayı geceyi erken bitirerek otelimize döndük.

5. Gün: Barcelona – Istanbul

Aslında “gün” demeye bin şahit ister, zira uçağımız 13:25’teydi. Bu bağlamda, bugüne dair herhangi bir detay yok. Bindik, döndük. Tek diyeceğim, duty free’den bol bol sangria alın.

Sonsöz: 

Barcelona, şehir planlama açısından gördüğüm en iyi şehir. Ulaşım kolay, fiyatlar uygun, sosyal hayat yaşayabildiğimiz kadarı ile müthiş. Yemek ve içki ucuz, lezzetli. Tarihsel ve turistik açıdan görülmesi gereken çok yer var. Özellikle şehir hakkında bilinmeyen ya da yanlış bilinen çok fazla şey var. Açıkçası kişisel olarak daha Kuzey ve Merkez Avrupa sevsem ve Akdeniz taraflarına pek bir hevesim olmasa da, bu düşüncemi/tercihimi sorgulatan bir gezi oldu.  Bu yazıyı 3 ay sonra yazdığım için bazı detayları unutmuş olabilirim, ama bu Barcelona’nın müthiş bir şehir olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Gidin, görün.