Red Kit bittiğinde ağlardım hep. Ama “I’m a lonsome cowboy” deyu mırıldanarak Düldül’ü günbatımına doğru sürdüğü için değil. Daha basit. Çocuk mantığı ile. Bittiği için ağlardım. Çünkü muhtemelen sonrasında ya dedemin tabiri ile ajans ya da Yalan Rüzgarı tadında bir dizi başlayacaktı ve Red Kit’i tekrar izlemem için uyuyup uyanmam gerekecekti. Dedemin o zamanın parası ile üç aylığını çekip videoya yatırması bu süreci takip eder.

Önemli bir yer sahibiydi Vestel videomuz hayatımda. Ağlamam kesilmiş, evde mütemadiyen ilkel bir Nickelodeon havası yakalanmıştı. Zamanının teknoloji üstadlarından olan dedem çizgi film yayınlanırken kayda alıp, biter bitmez bir haftaiçi Kanal D’si tadında tekrar yayına başlıyordu. Benim ise ne izlediğimin çok önemi yoktu. Ekrandaki Esteban olmasın, el ile çizilmiş bir şeyler olsun yeterdi. Bu bilgi doğrultusunda hatrı sayılır bir çizgi film koleksiyonumuz oldu. Subay düzenine sahip kütüphanenin sağ en üst rafı, yine subay düzeni ile numaralandırılmış ve kategorilendirilmiş bir şekilde dizilmiş kasetlerle şenlenmişti. 1, 2 ve 3 numaralı kasetler çizgi filmdi. 1 numarada eski Türkiye Satranç şampiyonu olan dayım Hayri Özbilen’in TRT 3’teki satranç programına çıktığı kaydın hemen akabinde sırası ile He-Man, Voltron ve adını hatırlayamadığım; fakat içinde “İspinoz kuşu” kelimesinin geçtiği bir çizgi film serisi vardı. 3 numara ise kuzenimin Almanya’da SKY TV’den kaydettiği haftasonu çocuk kuşağını barındırmaktaydı. Hulk Hogan, Mask Force ve daha nicelerini ilk kez o kasette izlemiştim (Hulk Hogan’ın tema müziği ise şu güne kadar çizgi filmlerde duyduğum en güzel tema müziklerinden biridir). 7 numaradan 13 numaraya kadar Charlie Chaplin (Şarlo), Didi, Damdaki Kemancı ve Kartopu Ekspresi (100 kere izlemişimdir en az) gibi komedi ve filmlerden oluşan bir koleksiyon bulunmaktaydı.

Bir bayramda kaydettiğimiz Voltron – Fleet of Doom (şu anki bilgim ile söylüyorum) ve He Man – Secret of the Sword ise sağ tepesinde TRT ibaresine sahip çizgi film koleksiyonumun en nadide parçalarıydı. Öyle ki, He Man – Secret of the Sword’da Prens Adam ve Titrek’in diğer boyuta geçtikten sonra yemek yerken, Titrek’in balığı adeta içine çekmesi halen balık sevmeyen bendenizin, evde beslediklerim dışında, balıklar ile yegane güzel anısıdır. Aynı hareketi balık, rosto, fasulye ve daha niceleri üzerinde deneyip başarılı olamamaktan sıkıldıkça açar izlerdim.

Yine aynı kasetin içinde ilk kez izlediğim Ağaçkakan Woody çizgi filmi mevcuttu. Yıllar sonra (tekriben 15 yaşında falan) TV’de denk gelip tekrar izlediğim bir bölümde, bir boks maçına çıkıp çok feci dayak yiyen, akabinde komaya giren Woody’i gördüğümde küçük çaplı bir travma yaşadığım ise bir gerçek.

O kasetler halen duruyor. Video ise eski evimde, annemlerin bana ayırdığı bir depo kısmında halen durmakta. Anneannemin “tamir ettirir kullanırsın” temennisini kırmayıp sadece saklamak için aldım. Tıpkı dedemden kalan film kesme ve oynatma makinalari ile bilimum antika teknoloji aletleri gibi. Ha bu arada; ilk defa yiyene kadar lazanyayı bir balık yemeği zannetmem de bir diğer çizgi film Garfield ile alakalı olabilir. Fakat Garfield’i muhtemelen 13-14 yaşıma kadar izlemedim, kimse de bana lazanya yapmadı.