Screenshot at 2014-04-24 09 22 58

Tam 1 yıl önce bugün yazdığım yazıyı buraya eklemek istiyorum önce. Bu yazıyı yazmaya başlamadan önce ben de onu okudum ve geçen 365 günün bana ne kattığını, benden ne götürdüğünü anlamaya çalıştım (ironinin büyüğü bu olsa gerek ki, tam da artık “aslında doğumgünü kutlamaları da bir yere kadar” tadında bir giriş yapacakken Bonnyfood’dan kek/kurabiye geldi).

<flashback>

1 yıl, 2 hafta önce; yanlış hatırlamıyorsam 10 Nisan 2013’te anneannem rahatsızlandı. Sarılık olarak gittiği hastaneden 18 Nisan 2014 tarihinde 2 ameliyat ve safra kesesi kanseri teşhisi  ile çıktı. Doktorlar pastörize süt gibi sonbaharı son kullanma tarihi olarak belirlediler.

1 yıl önce bugün; 24 Nisan 2013 tarihinde ben, muhtemelen anneannemi hastanede ziyaret ettiğimde suratıma öksüren bir dayıdan kaptığım faranjit kırması ile 2 günlük ev istirahatimin ilk gününü geçiriyor; bir yandan çalışmaya çalışırken diğer yandan da anneannemin sağlık durumu ile ilgili son bilgileri annemden almaya çalışırken hep hayalini kurduğum 30 yaş kutlamasının aslında olmayacağını fark etmeye başlıyordum.

</flashback>

Bugün, doğmama takribi olarak 3 saat kadar bir süre olan bu saatte geçtiğimiz yılı ve sonrasında geçirdiğim -bence- mükemmel yılı düşünüyorum. Ve ilk fark ettiğim şu ki 20’ler, 30’lar, 40’lar; aslında hepsi birer kutlama, ama bu kutlamalar çevrendeki dostların kadar değerli, dostların kadar hatırlanır. Ben geçen yılı çok net hatırlıyorum, ama kutlamadan dolayı değil, belki de çevremdeki en değerli insanlardan birinin hayatımdan çıkmasına ramak kalması ile yaşadığım travmadan dolayı hatırlıyorum. İşte bu bir yılın benden götürdüğü en büyük şeylerden birisi bu; kutlama yapma isteği. İster 30 yaş bunalımı densin, ister orta yaş krizi; aslında hepsinin çıkış noktası aynı: Zamanın ilerlemesi. Ama benimkinin detayı yaşlandığım için değil, değerlilerim hayatımdan çıkmaya başladığı için, o ihtimaller artık bana daha yakın olduğu için. Zira ben yaşlansam da içimin bir kısmı zaten şu anda bile 45’ken, diğer yarısı 15…

Hep derim, “En sevdiğim yaş 27’di” diye. Eğer ikinci bir seçimim daha olsaydı muhtemelen o da “30” olurdu. Çünkü 30. yaşım benden götürdükleri kadar, getirdi de. Nisan 2013’ten sonra hayatımda olan/yaptığım değişiklikler ile mutlu olduğum bir hayat düzeni ve insanın 30 yaşından sonra edinebileceği en güzel dostlukları edindim. Hayatımdaki değerlilerin artması belki de Euro’nun TL karşısındaki fiyatından bile daha hızlı yükselişe geçti. İçimde hala bir kutlama yapma isteği yok, bundan sonra da olacağını sanmıyorum; ama en azından bundan sonra yapmayacağım kutlamaları bile dostlarım ile yapmayacağım.

Ben bugün 31 yaşındayım. Babamın bile telefonda “vay otuzbirci” diye dalga geçtiği, benim ise şimdiden önümüzdeki seneyi dört gözle beklediğim yaşta. Kutlama yine yok. Dostluk var. O yeter zaten.

NOT 1 : Bu yazı yazılırken The Gutter Twins – The Stations dinlenmiştir.

NOT 2 : Artık bir Telecaster’ım var.

NOT 3 : Anneannem pek farkında olmasa da halen yaşıyor. Onun 1 yılı, benim 1 yılımdan çok daha uzun; ama bir o kadar da daha değerli.