Son yıllarda artan sosyal mecralar ile bir çok marka çoklu kanal dediğimiz iletişime geçiş yaptı. İletişim kanalı olarak anlık, lokasyon bazlı, görsel ve video temelli olmak üzere bir çok sosyal mecrayı kullanmaya başlayan markalardan bir çoğu da verdikleri hizmetleri kendi yarattıkları dijital platformlara taşıyarak çoklu platform üzerinden hizmet vermeye başladılar. Peki gerçekten bu “kendi yarattıkları” platformları ne kadar tanıyorlar?

Çoklu platform; daha genel adı ile çoklu ekran teknolojisi (multi-screen); son dönemlerde özellikle medya sektöründe hizmet veren bir çok marka tarafından benimsenen bir strateji. Temelinde; verilen hizmetlerin platformlar ve uygulamalar vasıtası ile web, tablet, mobil ve TV/Akıllı TV gibi farklı ekranlardan alınabilmesini sağlamaktalar. İşin özünde, kullanıcı açısından hizmet her platformdan hizmeti alabilmek gerçekten güzel bir şey olsa da, markaların bir çoğunun “mecra benim, içerik benim” yaklaşımı trajikomik olaylara da sebep olabiliyor. Bu yazının temelinde de bu trajikomik olaylardan birini farkında olarak ya da olmayarak yapan Digiturk var.

Digiturk, uzun zamandır digiturk.com.tr üzerinden verdiği online yayın hizmetini yakın zamanda çoklu platform desteği ile Dilediğin Yerde uygulamasına kaydırdı. Bu uygulama(lar) vasıtası ile kullanıcılar bilgisayarları üzerinden web’den, tablet, akıllı telefon ya da akıllı televizyonları vasıtası ile “diledikleri yerden” izleyebiliyorlar. Bir Digiturk müşterisi olarak çıkçası benim de memnun olduğum bir hizmet. Her ne kadar server kapasiteleri çok talep gören futbol maçlarının olduğu günleri kaldıramıyor ve sorun yaratıyor olsa da evde bulunan paketime dahil olan yayınları evim dışında herhangi bir yerden izleyebilmek açıkçası bir müşteri olarak beni son derece memnun ediyor.

Digiturk üzerinde yoğun olarak izlediğimiz kanallar belgesel kanalları ve Home & Entertainment TV (eski adı ile Home TV). Geçtiğimiz günlerde bir akşam H&E TV’de Anthony Bourdain’in Parts Unknown programını izliyorduk. Programın hemen başında Dilediğin Yerde uygulaması reklamı girdi ve “Bu programı blablabla uygulamalar ile dilediğin yerde, dilediğin platformda izleyebilirsin” mesajı verildi. Özellikle bilgisayar başında iş yaparken -laptop kullanma alışkanlığım olmadığından hala desktop kullanıyorum- bir ekranıma Digiturk’ü açarken, diğer ekranıma da yaptığım iş ile ilgili dökümanları açan bir insan olarak ilgimi çekmişti, zira bir yandan iş yaparken diğer yandan H&E TV izleyebilecektim. Hemen reklam sonrasında iPad’ime Dilediğin Yerde uygulamasını indirdim test etmek için. Fakat ilginç bir detay vardı. Dilediğin Yerde uygulamasında H&E TV yoktu. Ama reklam çok net bir şekilde bu kanalı uygulama üzerinden de izleyebileceğimi söylüyordu. Heralde bir yanlışlık olduğunu düşündüm, fakat bir sonraki programın başında aynı reklam tekrar çıktı. Sonrasında beklediğim gibi H&E TV’de yayınlanan her program öncesinde bu reklam tekrar tekrar gösterildi. Demek ki bir hata yoktu…

Açıkçası oturup tüm diğer kanallarda bu reklamın yayınlanıp yayınlanmadığını ve o kanal uygulamada var mı yok mu diye kontrol etmedim, ama Digiturk gibi büyük bir şirketin böyle saçma sapan bir hata yapıyor olması ve hatta muhtemelen farkında olmaması daha ilginç geldi. Zira Digiturk, muhtemelen milyonlarca liralık yatırım yaptığı ve kendine ait olan platformunu tanımıyordu. İkinci bir alternatif olarak da “platform benim, yayın süresi benim” mantığı ile reklamları şuursuzca ilgili/ilgisiz tüm kanallarda yayınlıyordu.

Bir kreatif ajans çalışanı olarak çok karşılaştığım bir durum aslında müşterilerin kanalları tanımaması. Bir çoğu şehir efsanesi gibi yayılmak ile birlikte; “Twitter ile konuşsak 140 karakterden fazla yazmamıza müsaade etse” gibi bir çok platform tanımayan taleplerin de ajanslara geldiğini bilirim. Fakat bir markanın sonradan dahil olduğu bir platformu tanımaması başka, kendi yarattığı/sahip olduğu platformu tanımaması bambaşka; hatta trajikomik. İşin belki de en acı tarafı, bu platforma gerçekten milyonlarca lira para harcanmış olması ve yine bu platformlar üzerindeki yayın/reklam sürelerinden Digiturk’un para kazanıyor olması. Evet, H&E TV temelinde reklam alan bir kanal değil, ama hesap yapınca her programdan önce 15 saniye süren bu reklamın girdiğini ve günde 20 kere (çok iyimser bir rakam) döndüğünü düşünürse 5 dakika gibi bir süre yapar; ki 5 dakikalık bir reklam süresi sadece tek kanal bazında gerçekten büyük bir gelir demek. Bunun 5 kanalda olduğunu düşünürsek Digiturk, sadece platformunu tanımayarak ya da yanlış kullanarak günde 25 dakikalık bir reklam süresini çöpe atıyor denebilir. Bunun gelir karşılığını rakamlara hakim olmadığım için hesaplamam mümkün değil, ama küçük bir rakam olmadığı kesin.

Ajans tarafında çalışan bir insan olarak markaların içinde bulundukları sosyal mecralara yüzde yüz hakim olmamalarını kabul edebilirim. Zaten o yüzden sosyal medya hizmeti veren ajanslar ile anlaşıyorlar. Fakat milyonlar akıtıp kendi yönetimine aldığın bir platformu tanımamak ve bu yüzden muhtemel bir gelir kaleminin üzerini çizmek net olarak kabul edilebilir değil. Ha tabii ki birileri çıkıp “Neresi doğru ki platformu doğru yönetsin” diyebilir, saygı duyarım; ama madem bir hata yaptınız, bari düzeltin. Siz kendi platformunuzu düzeltin, biz yine Twitter’a mail atarız “Abi Digiturk 160 karakter kullanabilmek istiyormuş” diye…