Uzun yıllar önceydi. Yanılmıyorsam 2004 ya da 2005. Işık Üniversitesi İşletme 2. ya da 3. sınıf; Ürün Geliştirme (New Product Development) dersi. E-Business yeni yeni şekillenmeye başlamış, hızlı ve yaratıcı olanlar piyasada belli noktaları tutmuşlar, açık bir çok nokta bulunmakta ve her gün yeni bir tanesi dolmakta. Öyle ki, dersin finalinde tek bir soru var, o da Yemeksepeti.com hakkında, yapısal, işleyiş stratejisi, ve kâr analizleri hakkında.

O dersin bir de dönem projesi vardı. Dört kişilik takımlar halinde yeni bir ürün/hizmet geliştirerek hocamız, asistanı ve tüm sınıf önünde sunacaktık. Herkes ürünler üzerine gitmişti. Biz ise gelişmekte olan online iş sektörünü düşünerek hizmet yoluna gitmiştik. Bugün gibi aklımda; “Open Source  IC (Open Source Idea Center)” -tabii ki fikir merkezi demek mümkündü, fakat ders ingilizce olduğu için projenin tümünün ingilizce olması gerekmekteydi. Özünde yatırımcı/marka ile fikir sahibini buluşturma amacı ile çalışacak, üyelik ücretleri ve proje değerleri üzerinden alınacak olan komisyonlar ile de para kazanmasını hedeflediğimiz bir sistemdi. Hukuksal detayları hatırlamıyorum. Zaten bizden beklenen de ağırlıklı olarak iş modeliydi. Kimse bizden orada çıkıp “bilmemhangi kanunun, bilmemkaçıncı bendine göre şöyle şöyle bir patent konusu olursa…” diye detay vermemizi beklemiyordu. Maliyetlerimiz düşük, kâr marjımız optimal bir model ile sunuma çıktık. Kendimize güvenimiz tamdı.

<fastforward>Sunum detaylarını ve sunum içerisinde gelen “saçma” sorularda burada bahsetmeyeceğim. Direk sunumun sonuna atlıyorum.</flashforward>

20 dakikalık detaylı sunumumuz sonrasında iki kilit soru geldi. Birincisi bilgi güvenliğinin nasıl sağlanacağıydı. O günkü teknolojik şartlar dahilinde planımızı anlattık, bu konuda uzman birinin ekipte yer alacağını söyledik. Pek ikna olmamış gibilerdi -bunun sebebi teknoloji ile aralarındaki mesafenin, herhangi bir uzaklık birimi ile anlatılamayacak kadar büyük olması da olabilir. İkinci soru ise tam olarak şuydu; “Bunu insanlar niye kullansın?”. Koskoca sunumu dinlememiş, vizyon/misyon slaytlarını esgeçmiş, amacımız ve stratejilerimiz slaytlarına göz bile atmamış; ama hoca olmuş bir insandan böyle bir soru geldi. Cevap verdik, anlamadı ya da anlamak istemedi. Dediğim gibi E-Business o dönemlerde yeni bir kavramdı ve internet ile içli dışlı olmayan insanların “bundan nasıl para kazanılırki la?” diye boş boş bakmaları az çok normaldi. Ve son olarak bize söylenen şu oldu; “Uğraşmışsınız, ama işe yaramayacak, kimin neden kullanacağı belli olmayan  bir proje”. Dersten ortalama bir not ile geçtik.

Bugün. Yıl 2012. Projenefon.com adlı site, çeşitli platformlarda haber oluyor, Projenisat.com adlı sitenin 10.000’den fazla üyesi var, işin daha ilginci televizyonda Dragon’s Dan diye bir yarışma var, yatırımcı ile fikir sahibini buşuturuyor. Yani o kadar yaratıcı değilmişiz ki, zamanında bulduğumuz fikrin televizyon programı bile çekilmiş. İşin daha ironiği, o yarışmadaki jürilerden birinin -Nevzat Aydın-, bizim o yılki final sınavındaki tek soru olan Yemeksepeti.com’un sahibi/kurucusu olması.

Deniyor ki “yaratıcı değiliz”. Biz, bize izin verildiği kadar yaratıcıyız. Karşımızdaki insanın anlayabildiği kadar yaratıcıyız. Ben “Mickey” dediğimde karşımdaki insan “Miki filmi” çıkarımı da yapabilir; Mickey Mouse, Mickey Rourke, Snatchi Guy Ritchie çağrışımları da yapabilir. Ama ben onun anlayabildiği kadar yaratıcıyım -ve bu genellikle Miki fare sığlığında kalıyor aslında. Ve ilkokulda yazısı çirkin çocuğu, yazısı güzel çocuğun yanına oturttuğunda etkileşimin pozitif değil de, negatif olması gibi; aslında yaratıcı olan bir fikre sadece kafası basmadığı için “bu olmaz” diyerek bizi de negatif etkileyenlerin bıraktığı izler kadar yaratıcıyız.

20 ya da 21 yaşındaydım ben o gün. Dersten geçer ya da kalırdım. Önümde 3 dönem daha vardı. Alttan alır geçerdim bir şekilde, yine mezun olurdum. Ama o gün, o projeyi anlayamadığı için değerlendiremeyen insanlar yüzünden yok olan cesaret ve belki de girişimcilik ruhu, belki de geri kalan potansiyel bir 40 yıllık ömürde  daha geri gelmeyecekti.

Zaten o fikir beğenilmeyince, biz de gofret yaptık. Çok beğenildi, milyoner olduk. Şu an 400 metrelik yatımda, Monaco’dan yazıyorum.